20 Eylül 2008 Cumartesi

riğenkarneyşın

odama gelmeden önce arkadaşımın odasında cem yılmaz'ın 2008 dvd sini izliyordum.
reenkarnasyonla ilgili bir kaç espri yaptı baya da güldüm.
kim inanır ki gerçekten reenkarnasyona.
kimi kandırıyorsunuz,kendinizi mi.
ne meraklısınız sonsuza kadar yaşamaya lan.
garipsiniz.
kimse artık bu siz,kime sesleniyorsam..

az önce odama geldim.buzdolabımda bayatlamış suyum ve bir kutu ice tea limon um var,hangisini içmek istediğim konusunda kararsızım.
belki birkaç dizi izlerim internetten.
yarın güzel olacak.

bir de bunu dinliyorum

you were there for summer dreamin
and you gave me what I need
and I hope you'll find your freedom
for eternityyy

bank

neden tüm bankların üzerinde banka isimleri olur?
bank kelimesinin bankalarla bi alakası var mıdır,hiç düşündünüz mü?
ben düşündüm.

17 Eylül 2008 Çarşamba

bitmesin bugün


tanrıııığğğğğğğ,beni de gördüüün.
bugün çok mükemmel bir gün.
durmadan iyi haberler alıyorum,ardı arkası kesilmiyor!
hem kendimle ilgili,hem de sevdiğim insanlarla.
akşam deviantart accountuma herzamanki sıradan turlamamı yapmak,gelen birkaç şeye teşekkür cevaplarımı yazmak amaçlı girdim.
fakat bir dakika,bugün sıradan deviantart ımda bişeyler oluyordu ahahah.
küçük mesaj kutusundaki rakam su sayacı edasıyla durmadan değişiyordu.
1,767 messages,1768 mesages,1800 messages..
1800 mü,ne diyor bu yahu!
anlam veremedim ,
sonradan anladım ki çalışmalarımdan biri daily deviation seçilmiş.
çok çok mutlu etti beni hakkımda yazılanlar,yaptıklarımı bir anda binlerce insana ulaştırabilmenin verdiği sevinç apayrı zaten.
evet resimle ilgili bi bölüm okumuyor olabilirim,eğitimsiz de olabilirim
ama ben bu işi hayatımdaki herşeyden çok seviyorum,
ve bu olay o kadar da kötü olmadığımı hatırlattı bana.
daha sonra bir arkadaşım vasıtasıyla üniversite hazırlık atlama sınavı sonuçlarının açıklandığını öğrendim ve internetten baktım.eklemeliyim ki geçmemin mümkün olmadığını düşünüyordum.
geçen sene yapılan sınavda 17 kişinin geçtiğini duymuştum yüzlerce kişi arasından.
ama ama ama,geçmişim!B1 denen bir notla,sanırım 80-85 arası bir nota denk geliyor!
bitmediiiğ
daha sonra selenin girdiği myspace ruh gözeli bacılar yarışmasında ilk ona kaldığını ve istanbula mülakata çağrıldığını öğrendim,kazanırsa çok güzel şeyler olacak.girmesi için çok ısrar etmiştim,evet kendime de pay biçiyorum bu mutluluktan var mı!
öğlen dersaneye gittiğimde bana öss başarısı bilmemneysi yüzünden ismimin ve derecemin yazılı olduğu bi madalya verdiler,bi de bir altın çeyrökünden ahahah ,bu da güzeldi.
az önce büşrayı aradım,herşeyin harika gittiğini,evine yerleştiğini,birazdan da bir konsere gidecekelrini söyledi.o da mutlu.
ayrıca dolu alışveriş yaptım.
ayrıca hayatımın en güzel kurabiyelerini yedim.
şu an saat 22:44 ,günün bitmesine yaklaşık 1 buçuk saat var,allahım kötü bir haber almayayım lütfen,ne dersin?
bir buçuk saatçik bekleyebilirsin değilmi?

16 Eylül 2008 Salı

7664

seviyorum lan çarpık çurpuk ne olduğu belirsiz ilişkimizi.
yüzünü de.

15 Eylül 2008 Pazartesi

anakara

11 eylül 2008 00.02

hey sevgili kağıt,
iki gündür yaşadıklarımı birylerle,birşeylere anlatasım var,o yüzden seni seçtim kağıt.
dünden beri ankaradayım.öğrenci evindeki odamda kalıyorum.dün akşam saat 5 gibi ankara'ya geldim.cehennem sıcağında saatlerce kampüse giden dolmuşları aradım.bulamadım.sorduğum her kişi farkl ı bir yön tarif etti.en sonunda taxi ye 23 yeğteğleğ bayılarak kampse sağ salim vardım.
karşıdaki blokta gzemi gördüm camından el sallıyor.gizem seçkin,final'de aynı sınıftaydık.
neyse bomboş odama daldım.
değişik.yalnız olmak,böyle yazılıyor du değil mi?
o kadar da kötü değil.kafasını dinliyor insan.neyse akşam yemeğe falan çıktık,yemekler güzel.kampüsü gezdik biraz.havuz gibi birşeyin önünde kafeler bilmemneler var,gece 12 ye kadar orada takılabiliyoruz.bugün de sabah sınava girmek için uyandım.fazla basit bir sınavdı.tabi ilk aşama.yine dersaneden birileriyle karşılaştık.tuğçe falan da annesiyle gelmüş.
güldük,eğlendik güzeldi.ta ki çankaya kurtuluş tarafına ona yurt aramaya gidinceye kadar.
çankaya çok büyük,lüks fakataşırı karışı kbir yer.izmite neden büyükşehir dendiğini sorguladım ankaranın sadece bi semtinin böyle olduğunu görünce.
durmadan insanalra yön soruyoruz ve herkesin verdiği ortak cevap "DÜMDÜZ GİT".ezberledk bu lafı,neyse en azından bize de biri yön sorarsa dümdüz git diyeceğiz onu öğrendik.
gittiğimiz yurtlar hilton seviyesinde fakat hep dolu,boş odası olanalrın fiyatları da uçuk,kampüs içi bir odaya yerleştiğim için şanslı hissettim ilk defa,ben de gizem de.
dönüş de ayrı bi hikayeydi oradan.beytepe denen allahın unuttuğu yere gitmek tam bi bela.dolmuş bulunmaz,durak bulunmaz,kime sorsak o klasik yanıt dümdüz git.bi şekilde halimize kahkahalar atarak vardık kampüse,hemen yemeğe yetiştik.masada hazır şişe su bulunca direk içtik,malum ankaranın suları berbat.meğerse su başak bi öğrenci grubuna aitmiş,ilk rezilliğimizi de böyle yaşadık hah.
yemek sornası biyerlerde gizemle oturduk,ankaranın havası garip,sabah ve geceleri buz gibi öğlende kuru bi sıcak var.neskafe içmek için yanımıza aldığımız ketıla sarıldım o derece.
saatlerce muhabbet ettik.dertleştik de denebilir.çok ihtiyacımız varmış o zaman anladım .eheh
ve evet başlarda çok soğuk bulduğum gizeme çok ısındım onu dinldedikçe.oda çok kötü şeyler yaşamış,güzel anıları da var tabi.dinlemek güzeldi.ne kadar benzediğimizi farkettim,hemen hemen aynı şeyleri yaşamışız hep.
insanalrı tanımak gerek,evet bunu yapmayı öğrenmeliyim,önyargıyla yaklaştığım çoğu insandüşündüğümden farklı çıkıyor.
saat 12 şuan,şimdi odama döndüm.evet resmi oalrak artı kkendi başıma yaşıyorum.
korktuğum gibi başlamadı,evet itiraf edeyim eğlenceli bile diyebilirim çoğu zaman.sadece farklı.
ama odamı da özlemedim değil yalan olmasın kağıt.
ps:bu gece ilk defa kendi kendime konuşmaya başladım kağıt,çok komik kendine soru sorup cevaplamak,birilerine laf atmak,gülmek,dışardan hoş görünmesede,herkes denemeli.tabi abartmasınlar nihohoh

9 Eylül 2008 Salı

theboq

şu anda "boq qby" hissediyorum.
beş on dakika sonra evden çıkıcam.
aptal çantamı hazırladım.ankaraya gidiyorum.
siz de yatağınızda uyuyun.

8 Eylül 2008 Pazartesi

annemin deyişiyle çöp odası


azıcık günüm kaldı bu odada.
düşünüp duruyorum günlerdir.
nasıl yaşıycam başka yerlerde.evet yaşacağım demek istemiyorum,fazla soğuk.
beni bu dört duvardan başka kimse çekmez ki lan.
24 saat saydığım küfürleri oyuncaklarımdan başka kim dinler.
oraya buraya sıkıştırıp unuttuğum küllükleri kim saklar bu odadan başka.
bana annemden başka kim yemek yapar ki lan.
soru işareti koymuyorum evet,cevapları yok çünkü.
yazı yazarken sigaralar da ne çabuk bitiyor.


ps:bi ara dişlerimi fırçalasam iyi olacak,odamdan farkları kalmadı.

5 Eylül 2008 Cuma

oy kızlar naz eylemey

akşam outletten dönerken üç tane ciks görl den biri şöyle bir laf attı:
"ayy oğloom o çantayı sırtına tıkıyoson ya helal osson sınaağ,beşinci sınıfta takardık bis onuu"
miktir lan mamcık karı dedim,içimden dedim tabi,dışımdan güldüm,ayıptır sonuçta.
hayvanların da küçük beyinleri var ama onlara küfür etmiyoruz.
mohah.

ps:bugün selenle görüştük,muhtemelen uzun bir süre için son görüşmemizdi.son kez börgır da deli gibi yedik ve yine çatlayana kadar güldük.
selön böböğüm muhabbetini seviyorum,ve sanırım hayır durmadan konuşsan da bıkmam,artık sen bir izmir görl,ben de bir angara boy'um kendi türkçe-ingilizce laçkalaşmış tabirlerimizle.
<3 al bu da sana,ve hayır bu bir kalp değil,bir göt iddaa ediyorum!

4 Eylül 2008 Perşembe

sevgili pollyanna


herkesin hayalleri gerçek olsun,
kim ne olmak istiyorsa o olsun.
merve star olsun
kadir hayallerinin zengin kızını bulsun.
büşra o istediği çatı katındaki dairesine kavuşsun.
gizemin monacodoom kafesi olsun.
semih stilist olsun
selen oyuncu olsun.
ben de,
ben de o düşündüğüm şeyi olayım.
olsam.
güzel olurdu.

pollyanna,senin de ben..anladın.
aptal pollyanna,salak,bok,göt.

canlarım

bazı insanlar şanslı doğuyorlar ya hani,
onların dötünü mikeyim.

3 Eylül 2008 Çarşamba

kendimle ilgili bişeyler

2 gün önce ankaradan döndük.
okul kayıtlarını yaptırmak için gitmiştim.merve de benimle geldi.
dört saatlik bir yolu var yarım saatlik molayı saymazsak.
Ankara garip bir yer.yeşillik,ağaç ot böcek görmek zor.
fazla düzenli gözüküyor,henüz merkezini dolaşma şansım olmadı gerçi.
ama yol kenarlarında dahi alışveriş merkezleri,inşaat halindeki yeni açılacak alışveriş merkezleri,ve tadilatla genişletilen alışveriş merkezleri vardı ahahah.ilk ilgimi çekenler bunlar oldu.
otogarına geldiğimizde yine meşhur bıyıklı esmer amcalarımız ben nerdeyim edalarıyla etrafta dolanıyordu.
otogarların maskotu gibi oldu bu amcalar,new yorka a uçup havaalanına geldiğimde yine onlarla karşılaşacağımdan şüpheliyim artık ahah.
neyse işte taksiyle okual falan gittik sabahın 8 imi ne.
okul için ilk izlenimim ankaranınkinden ço kdaha farklı oldu.
hacettepe üniversitesi nin kampüsü tamamne yeşillik bir alan üzerine kurulmuş kocaman bir yer.
üniversite gibi üniversite yani(ne demekse,kime neye bok atmak istedim acaba)
fakat bu büyüklük kayıtlar sırasında daha çok dezavantaj sağladı.bkz:pul eksik postahane ebesini terekesinde,dekont eksik banka öteki terekesinde vb.
bir sürü insan,izlenimlerme göre eğitim fakültesinde kızlar ağırlıktaydı.bazıları ço ksevinçli,bazıları biraz daha küçümseyen gözlerle bakıyor etrafına.
bir tane de kızla tanıştım ,aynı bölümden çıktık.iyi bir kıza benziyordu sevdim,ya da gizeme benziyordu o yüzden öyle bir ısınma oldu ahah.
neyse baya yorulduk morulduk ama en sonunda okul kaydını yaptırdık.
sonrada kampüs içindeki öğrenci evine kayıt yaptırmak için mıçımızdan terler döktük.
ve odamın anahtarını aldım,bi göz atmak için girdim.otel odası gibi biryer.1 pencerenin iki yanına konulmuş yataklar,uçlarında iki tane kitaplık ve çalışma masası,duvarda iki pano.
ortada ofis tip ibir buzdolabı.giysi dolapları ve banyo.bu kadar.
ha bir de internet varmış,o kadar kazık aidatlara olsun artık diycem de neyse.
evlerin karşısında bir kaç kafe,restoran,dükkan falan var,bir de şo kmarket var,ice tea depolayabileceğim.
işte öyle sıkıldım yazmaktan,
şu an izmitteyim.
blonde redhead in bir şarkısını dinliyorum çok salak bir şarkı.
okulda 22 sinde açılcakmış bir moralim bozuldu,kendimi bayram sonrasına hazırlamıştım.
çok yakında yanlız yaşıyor olacağım.
bok gibi bir duygu.
dolu da resim çizdim.
niye bu kadar geleceği düşünüyorum acaba.
resim çizsem hep.
geçti zaten.
en uzun yazıdma bu mu oldu ne.

30 Ağustos 2008 Cumartesi

._.

büyümek iğrenç bir şey.
daha fazla sorumluluk almak istemiyorum.
!

29 Ağustos 2008 Cuma

oya bokuma koş


yeni yeni fişler türemiş.
bilirsiniz canım,şu 1. sınıf öğrencilerine okumayı öğretmek için yapılan fişler.
hani ali ata bakar,ipek ipi tutar.
tutar dı demek lazım mazide kalmışlar çünkü.
bugün bir ilkokul kitabında şöyle bir fişe rasladım.
ela lale elele.
ilginç valla.
tabi ilk bakışta ela ela ee ee diye algılamam daha ilginçti.

brokoli


dünya üzerindeki en iğrenç sebze ıspanak sanırdım. ta ki brokoli yi tadana kadar. 2-3 sene önce sevgili anneciğim haşlanmış brokolileri yoğurtla süsleyip önüme koymuştu. brokoliler ağzımdaki yerini aldığı anda ağzım istem dışı, çiğneme işlevini yitirmişti. yüzüm altına sıçmış çocuk ifadesi almıştı. o gün bugündür dünyanın en iğrenç sebzesi brokolidir. ıspanak da 2. tabi ki.

28 Ağustos 2008 Perşembe

lazy eye

sol gözüm 3-4 gün önce direğe girdi.
şişlik morluk falan yok ama gözüm küçüldü.
doktora falan gittik bir şey yok dedi.
sanırım artk lazy eye melihim.

27 Ağustos 2008 Çarşamba

gökdelmeyen


balkon,
gece,yıldızsız bir gökyüzü.
bahçeyi sulayan fıskiyelerin ve içerideki televizyondan gelen anlamsız tartışma programının birbirine karışan sesleri.
suluboyalar,her zaman en iyisi<: bir kaç beyaz fotokopi kağıdı üzerine çizilmiş anlamsız resim,ve üzerlerinde suyla karışmış çok anlamlı renkler.
kafamda bugün izlediğim birkaç filmin aklımda kalan sahneleri. isimlerini hatırlayabilecek miyim?evet evet,forgetting sarah marshall,güzel bir intikam-ı aşk filmi. bu da ne demek be(!) bir ay sonra yine aynı gökyüzüne bakıyor olacağım,fakat başka bir şehirde,bilmediğim bir şehirde.düşünmesi bazen ürkütücü. belki o zaman daha çok yıldız olur gökyüzünde. bazen öylesine göz ucuyla bakıp hiç yıldız olmadığını sandığım havaya bir kez daha baktığımda sayısız yıldız görebiliyorum.baktıkça çoğalan yıldızlar.herneyse canım.
kafamda da değiştirmek zorunda olduğum hayallerim,hep bir şeylerin eksik olduğu,hiçbir şeyin istediğim gibi gitmediği düşüncesi.halbuki herşey olması gerektiği şekilde gerçekleşirken. fazla bencilim ve hiçbirşeyle yetinemsini bilmiyorum.herkesin dediği doğru.

elimde de bu pembeli,kırmızılı,başında parlak bir çilek olan,mervenin uçlu kalemi.adam sandlers'ın chuck and larry de dediği gibi:"oh chuck that is so gay!"hahaha fazla film izliyorum.

beni de film niyetine izleyen birileri var mıdır acaba?

23 ağustos 2008

25 Ağustos 2008 Pazartesi

terlimerliıslakmıslak

çok mu sıcak oldu?
öyle oldu öyle.

9 Ağustos 2008 Cumartesi

adi prenses


maryoyla prensesin aşkı gibi aşklar kalmadı. o mantar elli kere diyecek ki bana boşa geldin koçum başka kapıya,yok burada prenses diye de,ben de hala daha prenses arayacağım,çürüsün hangi kaledeyse hiç acımam. ne lağım çukuruna girmediği kalıyor,ne lavlara düşmediği,binbir türlü de cıvcırlı böcek, hepsi de götü boklu bodur bi prenses için, hadi oradan gel sen beni bul! yayılmışsın hangi kaledeysen gelsin beni bulsun maryo,ne ala be, o kapındaki bekçi dinazorla ilişkin de vardır senin ne malum,ya bi git prenses ya bi git, sinirimi bozdun gece gece. hoş ben de nereden takıldıysam,bu majezik hapları böyle yapıyor beni,sözde ağrı kesici,uykumu da getirdi zaten.

8 Ağustos 2008 Cuma

ayyy

resim çizen birisini gördüğünde,veya resimle ilgili bir konu açıldığında "ayyy ben çöp adam bile çizememm" diye haykıran kızlar,hayır hiç de düşündüğünüz kadar sempatik olmuyorsunuz.
çöp adam dile gelse "ayyy çok da s*kimdeee" derdi heralde.

6 Ağustos 2008 Çarşamba

komşu komşunun sesine muhtaç mıdır

bitişikteki apartmanda bir çocuk var,semihin odasıyla yanyana odaları sanırım ki ne zaman orada bir işim olsa,o çocuğun deyim yerindeyse anıra anıra şarkı söylemesine şahit oluyorum.
şimdi de robbie williams'tan I just wanna feel real love ı söylüyor,şarkının adı bu mu bilmiyorum,ama bildiğim bir şey varsa o da söylemeyi beceremediği.
tamam hepimiz mariah carey olarak doğmadık annemizin karnından,ben de iyi şarkı söyleyemem ama en azından bunun farkındayım ve şarkıların en tiz bölümlerinde kedi osuruğu gibi sesler çıkarmak yerine susmayı tercih ediyorum mesela.
sende öyle yapmalısın bitişikteki çocuk,adını yaşını da bilmiyorum ama sesinden anladığım kadarıyla eleştiriyi kaldırabilecek bir yaştasın.
hadi komşuları geçtim,annene babana yazık vazgeç bu sevdadan.

iiuuvv


burnuma kötü kokular geliyor.
deyim anlamıyla kullanmıyorum.
bugün tekrardan koku almaya başladım,ama hiç de güzel kokular değil,kan mi ilaç mı yoksa başka bir şey mi anlayamıyorum ama,hayır duymak istediğim koku bu değildi.
uzun bir aradan sonra,daha etkileyici bir kokuyla kendime gelmek isterdim,çilek olabilirdi mesela.
neyse,iyileşiyorum ez azından,bunun göstergesi.
bir de şu plasterden kurtulsam,
deli gibi ,parçalayarak kaşmak istiyorum burnumu hahaha

5 Ağustos 2008 Salı

ayna ayna,söyle bana

aynaların hep gizemli,ürkütücü bir yanı olduğunu düşünmüşümdür.
nedenini kesin bir şeye bağlayamıyorum fakat,evet öyle düşünüyorum.
dünyanın aynadaki yansımasında hep olağanın dışında bir ayrıntı arıyorum,dikkat edersem belki o kısa,saniyelik anı yakalayabilirim diyorum.
gece işemeye veya su içmeye kalktığım zamanlarda,odamdaki aynanın önünden geçerken,bir kez daha bakıyorum,bir şeyler gördüğümü sanıyorum.
banyoda dişlerimi fırçalayan yüzüme bakarken,neden olmasın,belki de karşımda dişlerini fırçalayan bu çocuk da beni yansıması sanıyor diyorum.
aynaların ardında benimkiyle paralel giden bir hayat olup olamayacağını düşünüyorum.
aynada dişlerini fırçalayan çocuk belki de benimle birlikte banyodan çıkacak ve olmasını istediğim hayatı yaşayacak,ya da istemediğim bilmiyorum.
sadece,ikimiz de hayatlarımızı yaşarken,bir aynaya denk geldiğimizde birbirimize bakıp,işler yolundamı diye bir göz atıyoruz gibi hissediyorum.
belki de çok fazla hayal kuruyorum.
bilmem,doğru evet,belki de aklımı kurcalıyorum,
ama olsun,bunu da seviyorum.




evet evet bende farkettim,durmadan şimdiki zamanlı cümleler kuruyorum.

nefes

yaz başından bu yana orada burada geçen yaz tatilim ,bir önceki yazımda bahsettiğim ameliyat ile son buldu sanırım.güneşe çıkamıyorum malesef.birkaç gündür vaktimin neredeyse tamamını odamda geçiriyorum,
bazen verimli olabilmek adına bir köşeden bir tuval çıkarıp bir şeyler üretmeye zorluyorum kendimi,odamdaki nesnelerin yerini değiştiriyorum,gereksiz eşyaları atıyorum-en azından atmaya çalışıyorum,odamdaki eşyalara veda etmek her zaman kolay olmuyor,bu kimi zaman üzerinde saçma sapan karalamalar olan bir kağıt da olsa.
bazen de boşverip saatlerimi bilgisayarda küçük bir oyunla geçiriyorum,veya daha üretken olan insanların çalışmalarını takip ediyorum.
bazen burunumdaki tıkanıklık 2-3 dakikalığına da olsa geçiveriyor,tıpkı şu anki gibi,işte o zamanlar iyi hissediyorum ve zamanın tadını çıkarıyorum,ve o heyecanla o kadar hızlı yazıyorum ki durmadan daha sonra fark edeceğim imla hataları yapıyorum(ama kimin umrunda).soluduğum hava nasıl desem,naneli menthos ferahlığında ahah!
şu an iyi hissediyorum,umarım biraz daha sürer.

3 Ağustos 2008 Pazar

nosejob

bugün günlerden 2 ağustos,sanırım cumartesi,2 gün önce ameliyattan çıktım.bana göre burnumdaki yamuk görüntüyü yok edip,nefes almamı sağlayacak ameliyat,onlara göre ortopedik septum deviasyonu ve burun rinoplasti tedavisi.
artistler ya.
çok ürkütücü bir deneyimdi.
ameliyat günü sabah 9 gibi hastanedeydik.herşey rüya hızındaydı.üzerime giymem için yeşil bir önlük getirdi pembe giysili hasta bakıcı kadın,,üzerindekileri çıkaracaksın dedi.bende üzerimdeki tişörtü çıkarttım.kadın sadece iç çamaşırın kalacak dedi,ben de biraz gülerek biraz da şaşırarak iyi bakalım dedim.giydikten sonra odadaki yatağa yatırıp ameliyata hazırlık için bir kaç test yaptılar.
iki tane hemşire iki yanıma geçti ellerinde bir şeylerle.biri tansiyonumu ölçerken diğeri serum takmaya çalışıyordu.
damarlarım fazla ince olduğundan sanırım hemşireler kolay kolay bulamazlar,çok eğlenirim onları çabalarken görünce ahah.o gün eğlenmedim ama.
bakıcı kadın kolumdaki bilekliği farketti.onu da çıkarmamı söyledi.şans bilekliğimdi.düğüm olmuş çıkaramam deyince makas alıp kesti.
aradan iki dakika geçmemişti ki yeşil önlüklü bir adam sedye ile geldi ve beni sedyeye aldılar.
hareket etmeye başladı sedye,annem yüzündeki korkuyu belli etmemeye çalışarak güldü ve gözlerini şaşı yaptı.beni güldürmek için.hep öyle yapar.ben de güldüm ve el salladım.
asansörde yukarı çıkarken hemşire ve hasta bakıcının anlayamadığım bi konuda tartıştığını hatırlıyorum.asansörden çıktık.görebildiğim tek yer tavandı.tavanda geçip giden florasan lambalarından ne kadar hızlı gittiğimizi farketmiştim.daha sonra geri geri dar bi odaya doğru girmeye başladı sedye.sanırım ameliyathaneye gelmiştik.etrafımda bir sürü garip garip araçlar vardı.genel renkler beyaz ve yeşildi.soğuk ve ürkütücü biryerdi.camların olmaması başlı başına ürkütücüydü zaten.
bakıcı adam beni ameliyatı olacağım yeşil örtülü sert zemine yatırdı.derken her yerimden kemerlerle bağlamaya başladılar.telaşlandım fakat sesim çıkmıyordu.anestezi uzmanı serumuma bir şey enjekte etti.sol kolumdan tüm vücuduma doğru çok sıcak ve acı veren bir sıvı ilerliyordu.derken diğer adam elinde ağzımı ve burnumu kapayacak büyüklükte bir aracı yüzüme doğru yaklaştırdı,içinden gelen hava katlanılmazdı,şu meşhur narkoz bu olmalıydı herhalde,nefes almaya çalıştım.1..2..ve heryer kararmıştı.kendime geldiğimde herşeye başladığım yerde ziyaretçi odamdaydım.
yüzümde taşıyamayacağım bir ağırlık vardı.dudaklarım kupkuruydu.söylediklerine göre ayılmam çok zor olmuş.6 kişi hareketimi engelleyememişler.çok fazla ağlamış ve bir şeyler sayıklamışım.
1 gün hastanede yattım.ertesi gün tamponlar çıkartıldı.inanılmaz bir acıydı.bu tür bir acıyı en son sünnetimde hissettim sanırım ahah.
şu an odamdayım ve gözlerimin altında kocaman mor şişlikler var,öyleki etrafı görmekte zorlanıyorum,gözlerim japon edasıyla etrafa bakıyor ve kaşlarım botoxlu gibi.dudakalrım sürekli ağzımdan nefes aldığım içni durmadan kuruyor ve burnumda aşırı kaşındıran ve rahatsız eden bir alçı var.
kötü hissediyorum.
yüzümü özledim.
bu ben olamam,olsa olsa eroin komasına girmiş serdar ortaç!
2 ağustos 2008

28 Temmuz 2008 Pazartesi

yüce ikea


tekrar söylüyorum,sen hep var ol yüce ikea,en azından kendime ev alıp içini döşeyecek param olana kadar. hala bir şeyler daha alasım var.

tekirdağ günlüğü

bugün tekirdağ'dan döndüm akşam 9 sularında.(bu kelimeyi de hiç sevmem)
4-5 sene önce yaşamaktan nefret ettiğim yere hayran kaldım.çok da güzel vakit geçirdim orada diyebilirim.nedeni orada olan devasa bir değişiklik değildi ama,oranın manzarasını,sakinliğini özlemişim.
çok şeyler yaptım ama yazmaya da üşeniyorum doğrusu.
bir de eski bir arkadaşımla görüştüm oradan,tereddüt etmiştim biraz,hala konuşabilecek bir şeyler bulabilecek miyiz diye ama yersizmiş.hala konuşacak o kadar çok şeyimiz,o kadar ortak yönümüz varmış ki o da ben de şaşırdık.antika bir bina içine kurulmuş gizli bi kafeye getirdi beni,müzikleri falan çok güzeldi bayıldım.evim olsun istedim orasının o derece ahah.
yeni bir kitaba başladım.
yüzdüm,evet biraz fazla yüzmüşüm sanırım ki,omuzlarımdaki ağrıyı hala hissedebiliyorum.
bronzlaşmadım,evet hala ilk günkünden de beyazım,denedim olmuyor.
sabahları gazete okudum,ve evet sabah diyebileceğim saatlerde uyandım.
bir barın açılışında gecenin 2 sinde ferhat göçer canlı performansını izledim ahahah en güzeli buydu!
dedemi ziyaret ettim,eve döneceğim gün de olsa bu ziyaret yine de gittim.dedemin hastalığı baya ağırlaşmış ama üzüldüm.
eskiden yaşadığım küçük şehir tekirdağa yaptığım 5 günlük gezim dolu dolu ve eğlenceli geçti,
üstelik o her talihsiz olay benim başıma mı gelir,ben çok mu şanssızım triplerini de attım üzerimden,o kadar da şanssız olmadığım kanısına vardım yaşadığım bir kaç şeyden sonra.
dönüşte otobüsteki dinazor sesleri çıkaran bebeği dinlemek zorunda kalmamı saymıyorum tabi ki eheh.
bir kaç güne tercihlerimi yapacağım,motivasyon um fully loaded tabiri caizse.

21 Temmuz 2008 Pazartesi

they call me hot

daha ilk kez dinlediğim şarkılara eşlik etme çabam,şarkılara yeni sözler yazmamla sonuçlanıyor bazen.
şöyle ki,the ting tings adlı grubun thats not my name şarkısının bir nakaratında:

they call me hell,thay call me stacey derken,ben they call me hot,they call me sexay diye söylüyordum.

bir başka örnek te şu ki en fazla 3 kez mtv de klibini gördüğüm sonny j-handsfree adlı şarkıya arkadaşımın ipodunda eşlik etme çabam şunları söylememe yol açtı:

Summer's gone, spring is gone, life goes on and on and I'm just bored to tears derken arkadaş ben:
its summer time and Im alone and life just goes on and on and on and on.

yeni bir yeteneğimi daha keşfettim,artık petek dinçözle çalışmaya bir adım daha yaklaştım!

18 Temmuz 2008 Cuma

Ayşegül

ayşegül serisinin aslında türk yapımı olmadığını,bir uyarlama olduğunu öğreneli çok olmadı,şoka uğramıştım niyeyse.
hayır lan türk o,adı üstünde ayşegül demiştim.


belçikalı bir yazar Gilbert Delahaye tarafından yaratılmış bir seri,gerçek adı da martine miş.
şimdi bakıyorum da resimlerdeki insanlara,mekanlara,gayet de belliymiş sanki.
cin ali de uyarlama çıkarsa şaşırmayacağım.

9 Temmuz 2008 Çarşamba

dondurmam gaymak değil,bildiğin krema


her yaz,dondurmalarla ilgili resimler çiziyorum.sivrisinekler,çiçekler,arılar gibi onlar da yazın daha çok geliyolar aklıma.arılar dedim de,nerede bu sene arılar?hiçbirine raslamadım bu yaz.habersiz gittiler.onlar bile gittiler lan.şu an gördüğüm tek arı,panomdaki,ilkokul birinci sınıf müzikalinde çekilmiş arı kostümlü fotorafım.ne uzun cümle oldu.onu da gösteririm bir ara.

ps:sekaparka gittiğimde paten kaymak istiyorum,hiçbir zaman ilgi duymadığım bisikletlere bile ilgi duyuyorum orada,kalleş sekapark.

4 Temmuz 2008 Cuma

düzenliyimdir

polimer kili alacaktım alamadım yine yahu,
yazın dükkanlar 24 saat açık olsun.
insanların uyku düzeni var değiştiremez yani.
ben mesela sabah 6 da yatıp öğlen 2 de kalkıyorum,bu benim düzenim sonuçta.
asdfsad