çok mu sıcak oldu?
öyle oldu öyle.
25 Ağustos 2008 Pazartesi
9 Ağustos 2008 Cumartesi
adi prenses

maryoyla prensesin aşkı gibi aşklar kalmadı. o mantar elli kere diyecek ki bana boşa geldin koçum başka kapıya,yok burada prenses diye de,ben de hala daha prenses arayacağım,çürüsün hangi kaledeyse hiç acımam. ne lağım çukuruna girmediği kalıyor,ne lavlara düşmediği,binbir türlü de cıvcırlı böcek, hepsi de götü boklu bodur bi prenses için, hadi oradan gel sen beni bul! yayılmışsın hangi kaledeysen gelsin beni bulsun maryo,ne ala be, o kapındaki bekçi dinazorla ilişkin de vardır senin ne malum,ya bi git prenses ya bi git, sinirimi bozdun gece gece. hoş ben de nereden takıldıysam,bu majezik hapları böyle yapıyor beni,sözde ağrı kesici,uykumu da getirdi zaten.
8 Ağustos 2008 Cuma
6 Ağustos 2008 Çarşamba
komşu komşunun sesine muhtaç mıdır
bitişikteki apartmanda bir çocuk var,semihin odasıyla yanyana odaları sanırım ki ne zaman orada bir işim olsa,o çocuğun deyim yerindeyse anıra anıra şarkı söylemesine şahit oluyorum.
şimdi de robbie williams'tan I just wanna feel real love ı söylüyor,şarkının adı bu mu bilmiyorum,ama bildiğim bir şey varsa o da söylemeyi beceremediği.
tamam hepimiz mariah carey olarak doğmadık annemizin karnından,ben de iyi şarkı söyleyemem ama en azından bunun farkındayım ve şarkıların en tiz bölümlerinde kedi osuruğu gibi sesler çıkarmak yerine susmayı tercih ediyorum mesela.
sende öyle yapmalısın bitişikteki çocuk,adını yaşını da bilmiyorum ama sesinden anladığım kadarıyla eleştiriyi kaldırabilecek bir yaştasın.
hadi komşuları geçtim,annene babana yazık vazgeç bu sevdadan.
şimdi de robbie williams'tan I just wanna feel real love ı söylüyor,şarkının adı bu mu bilmiyorum,ama bildiğim bir şey varsa o da söylemeyi beceremediği.
tamam hepimiz mariah carey olarak doğmadık annemizin karnından,ben de iyi şarkı söyleyemem ama en azından bunun farkındayım ve şarkıların en tiz bölümlerinde kedi osuruğu gibi sesler çıkarmak yerine susmayı tercih ediyorum mesela.
sende öyle yapmalısın bitişikteki çocuk,adını yaşını da bilmiyorum ama sesinden anladığım kadarıyla eleştiriyi kaldırabilecek bir yaştasın.
hadi komşuları geçtim,annene babana yazık vazgeç bu sevdadan.
iiuuvv

burnuma kötü kokular geliyor.
deyim anlamıyla kullanmıyorum.
bugün tekrardan koku almaya başladım,ama hiç de güzel kokular değil,kan mi ilaç mı yoksa başka bir şey mi anlayamıyorum ama,hayır duymak istediğim koku bu değildi.
uzun bir aradan sonra,daha etkileyici bir kokuyla kendime gelmek isterdim,çilek olabilirdi mesela.
neyse,iyileşiyorum ez azından,bunun göstergesi.
bir de şu plasterden kurtulsam,
deli gibi ,parçalayarak kaşmak istiyorum burnumu hahaha
5 Ağustos 2008 Salı
ayna ayna,söyle bana
aynaların hep gizemli,ürkütücü bir yanı olduğunu düşünmüşümdür.
nedenini kesin bir şeye bağlayamıyorum fakat,evet öyle düşünüyorum.
dünyanın aynadaki yansımasında hep olağanın dışında bir ayrıntı arıyorum,dikkat edersem belki o kısa,saniyelik anı yakalayabilirim diyorum.
gece işemeye veya su içmeye kalktığım zamanlarda,odamdaki aynanın önünden geçerken,bir kez daha bakıyorum,bir şeyler gördüğümü sanıyorum.
banyoda dişlerimi fırçalayan yüzüme bakarken,neden olmasın,belki de karşımda dişlerini fırçalayan bu çocuk da beni yansıması sanıyor diyorum.
aynaların ardında benimkiyle paralel giden bir hayat olup olamayacağını düşünüyorum.
aynada dişlerini fırçalayan çocuk belki de benimle birlikte banyodan çıkacak ve olmasını istediğim hayatı yaşayacak,ya da istemediğim bilmiyorum.
sadece,ikimiz de hayatlarımızı yaşarken,bir aynaya denk geldiğimizde birbirimize bakıp,işler yolundamı diye bir göz atıyoruz gibi hissediyorum.
belki de çok fazla hayal kuruyorum.
bilmem,doğru evet,belki de aklımı kurcalıyorum,
ama olsun,bunu da seviyorum.
evet evet bende farkettim,durmadan şimdiki zamanlı cümleler kuruyorum.
nedenini kesin bir şeye bağlayamıyorum fakat,evet öyle düşünüyorum.
dünyanın aynadaki yansımasında hep olağanın dışında bir ayrıntı arıyorum,dikkat edersem belki o kısa,saniyelik anı yakalayabilirim diyorum.
gece işemeye veya su içmeye kalktığım zamanlarda,odamdaki aynanın önünden geçerken,bir kez daha bakıyorum,bir şeyler gördüğümü sanıyorum.
banyoda dişlerimi fırçalayan yüzüme bakarken,neden olmasın,belki de karşımda dişlerini fırçalayan bu çocuk da beni yansıması sanıyor diyorum.
aynaların ardında benimkiyle paralel giden bir hayat olup olamayacağını düşünüyorum.
aynada dişlerini fırçalayan çocuk belki de benimle birlikte banyodan çıkacak ve olmasını istediğim hayatı yaşayacak,ya da istemediğim bilmiyorum.
sadece,ikimiz de hayatlarımızı yaşarken,bir aynaya denk geldiğimizde birbirimize bakıp,işler yolundamı diye bir göz atıyoruz gibi hissediyorum.
belki de çok fazla hayal kuruyorum.
bilmem,doğru evet,belki de aklımı kurcalıyorum,
ama olsun,bunu da seviyorum.
evet evet bende farkettim,durmadan şimdiki zamanlı cümleler kuruyorum.
nefes
yaz başından bu yana orada burada geçen yaz tatilim ,bir önceki yazımda bahsettiğim ameliyat ile son buldu sanırım.güneşe çıkamıyorum malesef.birkaç gündür vaktimin neredeyse tamamını odamda geçiriyorum,
bazen verimli olabilmek adına bir köşeden bir tuval çıkarıp bir şeyler üretmeye zorluyorum kendimi,odamdaki nesnelerin yerini değiştiriyorum,gereksiz eşyaları atıyorum-en azından atmaya çalışıyorum,odamdaki eşyalara veda etmek her zaman kolay olmuyor,bu kimi zaman üzerinde saçma sapan karalamalar olan bir kağıt da olsa.
bazen de boşverip saatlerimi bilgisayarda küçük bir oyunla geçiriyorum,veya daha üretken olan insanların çalışmalarını takip ediyorum.
bazen burunumdaki tıkanıklık 2-3 dakikalığına da olsa geçiveriyor,tıpkı şu anki gibi,işte o zamanlar iyi hissediyorum ve zamanın tadını çıkarıyorum,ve o heyecanla o kadar hızlı yazıyorum ki durmadan daha sonra fark edeceğim imla hataları yapıyorum(ama kimin umrunda).soluduğum hava nasıl desem,naneli menthos ferahlığında ahah!
şu an iyi hissediyorum,umarım biraz daha sürer.
bazen verimli olabilmek adına bir köşeden bir tuval çıkarıp bir şeyler üretmeye zorluyorum kendimi,odamdaki nesnelerin yerini değiştiriyorum,gereksiz eşyaları atıyorum-en azından atmaya çalışıyorum,odamdaki eşyalara veda etmek her zaman kolay olmuyor,bu kimi zaman üzerinde saçma sapan karalamalar olan bir kağıt da olsa.
bazen de boşverip saatlerimi bilgisayarda küçük bir oyunla geçiriyorum,veya daha üretken olan insanların çalışmalarını takip ediyorum.
bazen burunumdaki tıkanıklık 2-3 dakikalığına da olsa geçiveriyor,tıpkı şu anki gibi,işte o zamanlar iyi hissediyorum ve zamanın tadını çıkarıyorum,ve o heyecanla o kadar hızlı yazıyorum ki durmadan daha sonra fark edeceğim imla hataları yapıyorum(ama kimin umrunda).soluduğum hava nasıl desem,naneli menthos ferahlığında ahah!
şu an iyi hissediyorum,umarım biraz daha sürer.
3 Ağustos 2008 Pazar
nosejob
bugün günlerden 2 ağustos,sanırım cumartesi,2 gün önce ameliyattan çıktım.bana göre burnumdaki yamuk görüntüyü yok edip,nefes almamı sağlayacak ameliyat,onlara göre ortopedik septum deviasyonu ve burun rinoplasti tedavisi.
artistler ya.
çok ürkütücü bir deneyimdi.
ameliyat günü sabah 9 gibi hastanedeydik.herşey rüya hızındaydı.üzerime giymem için yeşil bir önlük getirdi pembe giysili hasta bakıcı kadın,,üzerindekileri çıkaracaksın dedi.bende üzerimdeki tişörtü çıkarttım.kadın sadece iç çamaşırın kalacak dedi,ben de biraz gülerek biraz da şaşırarak iyi bakalım dedim.giydikten sonra odadaki yatağa yatırıp ameliyata hazırlık için bir kaç test yaptılar.
iki tane hemşire iki yanıma geçti ellerinde bir şeylerle.biri tansiyonumu ölçerken diğeri serum takmaya çalışıyordu.
damarlarım fazla ince olduğundan sanırım hemşireler kolay kolay bulamazlar,çok eğlenirim onları çabalarken görünce ahah.o gün eğlenmedim ama.
bakıcı kadın kolumdaki bilekliği farketti.onu da çıkarmamı söyledi.şans bilekliğimdi.düğüm olmuş çıkaramam deyince makas alıp kesti.
aradan iki dakika geçmemişti ki yeşil önlüklü bir adam sedye ile geldi ve beni sedyeye aldılar.
hareket etmeye başladı sedye,annem yüzündeki korkuyu belli etmemeye çalışarak güldü ve gözlerini şaşı yaptı.beni güldürmek için.hep öyle yapar.ben de güldüm ve el salladım.
asansörde yukarı çıkarken hemşire ve hasta bakıcının anlayamadığım bi konuda tartıştığını hatırlıyorum.asansörden çıktık.görebildiğim tek yer tavandı.tavanda geçip giden florasan lambalarından ne kadar hızlı gittiğimizi farketmiştim.daha sonra geri geri dar bi odaya doğru girmeye başladı sedye.sanırım ameliyathaneye gelmiştik.etrafımda bir sürü garip garip araçlar vardı.genel renkler beyaz ve yeşildi.soğuk ve ürkütücü biryerdi.camların olmaması başlı başına ürkütücüydü zaten.
bakıcı adam beni ameliyatı olacağım yeşil örtülü sert zemine yatırdı.derken her yerimden kemerlerle bağlamaya başladılar.telaşlandım fakat sesim çıkmıyordu.anestezi uzmanı serumuma bir şey enjekte etti.sol kolumdan tüm vücuduma doğru çok sıcak ve acı veren bir sıvı ilerliyordu.derken diğer adam elinde ağzımı ve burnumu kapayacak büyüklükte bir aracı yüzüme doğru yaklaştırdı,içinden gelen hava katlanılmazdı,şu meşhur narkoz bu olmalıydı herhalde,nefes almaya çalıştım.1..2..ve heryer kararmıştı.kendime geldiğimde herşeye başladığım yerde ziyaretçi odamdaydım.
yüzümde taşıyamayacağım bir ağırlık vardı.dudaklarım kupkuruydu.söylediklerine göre ayılmam çok zor olmuş.6 kişi hareketimi engelleyememişler.çok fazla ağlamış ve bir şeyler sayıklamışım.
1 gün hastanede yattım.ertesi gün tamponlar çıkartıldı.inanılmaz bir acıydı.bu tür bir acıyı en son sünnetimde hissettim sanırım ahah.
şu an odamdayım ve gözlerimin altında kocaman mor şişlikler var,öyleki etrafı görmekte zorlanıyorum,gözlerim japon edasıyla etrafa bakıyor ve kaşlarım botoxlu gibi.dudakalrım sürekli ağzımdan nefes aldığım içni durmadan kuruyor ve burnumda aşırı kaşındıran ve rahatsız eden bir alçı var.
kötü hissediyorum.
yüzümü özledim.
bu ben olamam,olsa olsa eroin komasına girmiş serdar ortaç!
2 ağustos 2008
artistler ya.
çok ürkütücü bir deneyimdi.
ameliyat günü sabah 9 gibi hastanedeydik.herşey rüya hızındaydı.üzerime giymem için yeşil bir önlük getirdi pembe giysili hasta bakıcı kadın,,üzerindekileri çıkaracaksın dedi.bende üzerimdeki tişörtü çıkarttım.kadın sadece iç çamaşırın kalacak dedi,ben de biraz gülerek biraz da şaşırarak iyi bakalım dedim.giydikten sonra odadaki yatağa yatırıp ameliyata hazırlık için bir kaç test yaptılar.
iki tane hemşire iki yanıma geçti ellerinde bir şeylerle.biri tansiyonumu ölçerken diğeri serum takmaya çalışıyordu.
damarlarım fazla ince olduğundan sanırım hemşireler kolay kolay bulamazlar,çok eğlenirim onları çabalarken görünce ahah.o gün eğlenmedim ama.
bakıcı kadın kolumdaki bilekliği farketti.onu da çıkarmamı söyledi.şans bilekliğimdi.düğüm olmuş çıkaramam deyince makas alıp kesti.
aradan iki dakika geçmemişti ki yeşil önlüklü bir adam sedye ile geldi ve beni sedyeye aldılar.
hareket etmeye başladı sedye,annem yüzündeki korkuyu belli etmemeye çalışarak güldü ve gözlerini şaşı yaptı.beni güldürmek için.hep öyle yapar.ben de güldüm ve el salladım.
asansörde yukarı çıkarken hemşire ve hasta bakıcının anlayamadığım bi konuda tartıştığını hatırlıyorum.asansörden çıktık.görebildiğim tek yer tavandı.tavanda geçip giden florasan lambalarından ne kadar hızlı gittiğimizi farketmiştim.daha sonra geri geri dar bi odaya doğru girmeye başladı sedye.sanırım ameliyathaneye gelmiştik.etrafımda bir sürü garip garip araçlar vardı.genel renkler beyaz ve yeşildi.soğuk ve ürkütücü biryerdi.camların olmaması başlı başına ürkütücüydü zaten.
bakıcı adam beni ameliyatı olacağım yeşil örtülü sert zemine yatırdı.derken her yerimden kemerlerle bağlamaya başladılar.telaşlandım fakat sesim çıkmıyordu.anestezi uzmanı serumuma bir şey enjekte etti.sol kolumdan tüm vücuduma doğru çok sıcak ve acı veren bir sıvı ilerliyordu.derken diğer adam elinde ağzımı ve burnumu kapayacak büyüklükte bir aracı yüzüme doğru yaklaştırdı,içinden gelen hava katlanılmazdı,şu meşhur narkoz bu olmalıydı herhalde,nefes almaya çalıştım.1..2..ve heryer kararmıştı.kendime geldiğimde herşeye başladığım yerde ziyaretçi odamdaydım.
yüzümde taşıyamayacağım bir ağırlık vardı.dudaklarım kupkuruydu.söylediklerine göre ayılmam çok zor olmuş.6 kişi hareketimi engelleyememişler.çok fazla ağlamış ve bir şeyler sayıklamışım.
1 gün hastanede yattım.ertesi gün tamponlar çıkartıldı.inanılmaz bir acıydı.bu tür bir acıyı en son sünnetimde hissettim sanırım ahah.
şu an odamdayım ve gözlerimin altında kocaman mor şişlikler var,öyleki etrafı görmekte zorlanıyorum,gözlerim japon edasıyla etrafa bakıyor ve kaşlarım botoxlu gibi.dudakalrım sürekli ağzımdan nefes aldığım içni durmadan kuruyor ve burnumda aşırı kaşındıran ve rahatsız eden bir alçı var.
kötü hissediyorum.
yüzümü özledim.
2 ağustos 2008
28 Temmuz 2008 Pazartesi
tekirdağ günlüğü
bugün tekirdağ'dan döndüm akşam 9 sularında.(bu kelimeyi de hiç sevmem)
4-5 sene önce yaşamaktan nefret ettiğim yere hayran kaldım.çok da güzel vakit geçirdim orada diyebilirim.nedeni orada olan devasa bir değişiklik değildi ama,oranın manzarasını,sakinliğini özlemişim.
çok şeyler yaptım ama yazmaya da üşeniyorum doğrusu.
bir de eski bir arkadaşımla görüştüm oradan,tereddüt etmiştim biraz,hala konuşabilecek bir şeyler bulabilecek miyiz diye ama yersizmiş.hala konuşacak o kadar çok şeyimiz,o kadar ortak yönümüz varmış ki o da ben de şaşırdık.antika bir bina içine kurulmuş gizli bi kafeye getirdi beni,müzikleri falan çok güzeldi bayıldım.evim olsun istedim orasının o derece ahah.
yeni bir kitaba başladım.
yüzdüm,evet biraz fazla yüzmüşüm sanırım ki,omuzlarımdaki ağrıyı hala hissedebiliyorum.
bronzlaşmadım,evet hala ilk günkünden de beyazım,denedim olmuyor.
sabahları gazete okudum,ve evet sabah diyebileceğim saatlerde uyandım.
bir barın açılışında gecenin 2 sinde ferhat göçer canlı performansını izledim ahahah en güzeli buydu!
dedemi ziyaret ettim,eve döneceğim gün de olsa bu ziyaret yine de gittim.dedemin hastalığı baya ağırlaşmış ama üzüldüm.
eskiden yaşadığım küçük şehir tekirdağa yaptığım 5 günlük gezim dolu dolu ve eğlenceli geçti,
üstelik o her talihsiz olay benim başıma mı gelir,ben çok mu şanssızım triplerini de attım üzerimden,o kadar da şanssız olmadığım kanısına vardım yaşadığım bir kaç şeyden sonra.
dönüşte otobüsteki dinazor sesleri çıkaran bebeği dinlemek zorunda kalmamı saymıyorum tabi ki eheh.
bir kaç güne tercihlerimi yapacağım,motivasyon um fully loaded tabiri caizse.
4-5 sene önce yaşamaktan nefret ettiğim yere hayran kaldım.çok da güzel vakit geçirdim orada diyebilirim.nedeni orada olan devasa bir değişiklik değildi ama,oranın manzarasını,sakinliğini özlemişim.
çok şeyler yaptım ama yazmaya da üşeniyorum doğrusu.
bir de eski bir arkadaşımla görüştüm oradan,tereddüt etmiştim biraz,hala konuşabilecek bir şeyler bulabilecek miyiz diye ama yersizmiş.hala konuşacak o kadar çok şeyimiz,o kadar ortak yönümüz varmış ki o da ben de şaşırdık.antika bir bina içine kurulmuş gizli bi kafeye getirdi beni,müzikleri falan çok güzeldi bayıldım.evim olsun istedim orasının o derece ahah.
yeni bir kitaba başladım.
yüzdüm,evet biraz fazla yüzmüşüm sanırım ki,omuzlarımdaki ağrıyı hala hissedebiliyorum.
bronzlaşmadım,evet hala ilk günkünden de beyazım,denedim olmuyor.
sabahları gazete okudum,ve evet sabah diyebileceğim saatlerde uyandım.
bir barın açılışında gecenin 2 sinde ferhat göçer canlı performansını izledim ahahah en güzeli buydu!
dedemi ziyaret ettim,eve döneceğim gün de olsa bu ziyaret yine de gittim.dedemin hastalığı baya ağırlaşmış ama üzüldüm.
eskiden yaşadığım küçük şehir tekirdağa yaptığım 5 günlük gezim dolu dolu ve eğlenceli geçti,
üstelik o her talihsiz olay benim başıma mı gelir,ben çok mu şanssızım triplerini de attım üzerimden,o kadar da şanssız olmadığım kanısına vardım yaşadığım bir kaç şeyden sonra.
dönüşte otobüsteki dinazor sesleri çıkaran bebeği dinlemek zorunda kalmamı saymıyorum tabi ki eheh.
bir kaç güne tercihlerimi yapacağım,motivasyon um fully loaded tabiri caizse.
21 Temmuz 2008 Pazartesi
they call me hot
daha ilk kez dinlediğim şarkılara eşlik etme çabam,şarkılara yeni sözler yazmamla sonuçlanıyor bazen.
şöyle ki,the ting tings adlı grubun thats not my name şarkısının bir nakaratında:
they call me hell,thay call me stacey derken,ben they call me hot,they call me sexay diye söylüyordum.
bir başka örnek te şu ki en fazla 3 kez mtv de klibini gördüğüm sonny j-handsfree adlı şarkıya arkadaşımın ipodunda eşlik etme çabam şunları söylememe yol açtı:
Summer's gone, spring is gone, life goes on and on and I'm just bored to tears derken arkadaş ben:
its summer time and Im alone and life just goes on and on and on and on.
yeni bir yeteneğimi daha keşfettim,artık petek dinçözle çalışmaya bir adım daha yaklaştım!
şöyle ki,the ting tings adlı grubun thats not my name şarkısının bir nakaratında:
they call me hell,thay call me stacey derken,ben they call me hot,they call me sexay diye söylüyordum.
bir başka örnek te şu ki en fazla 3 kez mtv de klibini gördüğüm sonny j-handsfree adlı şarkıya arkadaşımın ipodunda eşlik etme çabam şunları söylememe yol açtı:
Summer's gone, spring is gone, life goes on and on and I'm just bored to tears derken arkadaş ben:
its summer time and Im alone and life just goes on and on and on and on.
yeni bir yeteneğimi daha keşfettim,artık petek dinçözle çalışmaya bir adım daha yaklaştım!
18 Temmuz 2008 Cuma
Ayşegül
ayşegül serisinin aslında türk yapımı olmadığını,bir uyarlama olduğunu öğreneli çok olmadı,şoka uğramıştım niyeyse.
hayır lan türk o,adı üstünde ayşegül demiştim.

belçikalı bir yazar Gilbert Delahaye tarafından yaratılmış bir seri,gerçek adı da martine miş.
şimdi bakıyorum da resimlerdeki insanlara,mekanlara,gayet de belliymiş sanki.
cin ali de uyarlama çıkarsa şaşırmayacağım.
hayır lan türk o,adı üstünde ayşegül demiştim.

belçikalı bir yazar Gilbert Delahaye tarafından yaratılmış bir seri,gerçek adı da martine miş.
şimdi bakıyorum da resimlerdeki insanlara,mekanlara,gayet de belliymiş sanki.
cin ali de uyarlama çıkarsa şaşırmayacağım.
9 Temmuz 2008 Çarşamba
dondurmam gaymak değil,bildiğin krema

her yaz,dondurmalarla ilgili resimler çiziyorum.sivrisinekler,çiçekler,arılar gibi onlar da yazın daha çok geliyolar aklıma.arılar dedim de,nerede bu sene arılar?hiçbirine raslamadım bu yaz.habersiz gittiler.onlar bile gittiler lan.şu an gördüğüm tek arı,panomdaki,ilkokul birinci sınıf müzikalinde çekilmiş arı kostümlü fotorafım.ne uzun cümle oldu.onu da gösteririm bir ara.
ps:sekaparka gittiğimde paten kaymak istiyorum,hiçbir zaman ilgi duymadığım bisikletlere bile ilgi duyuyorum orada,kalleş sekapark.
4 Temmuz 2008 Cuma
düzenliyimdir
polimer kili alacaktım alamadım yine yahu,
yazın dükkanlar 24 saat açık olsun.
insanların uyku düzeni var değiştiremez yani.
ben mesela sabah 6 da yatıp öğlen 2 de kalkıyorum,bu benim düzenim sonuçta.
asdfsad
yazın dükkanlar 24 saat açık olsun.
insanların uyku düzeni var değiştiremez yani.
ben mesela sabah 6 da yatıp öğlen 2 de kalkıyorum,bu benim düzenim sonuçta.
asdfsad
29 Haziran 2008 Pazar
27 Haziran 2008 Cuma
uyku üzerine
uykuyuseverim.
günün en az 10 saatini uykuyla geçiririm.
bıraksalar 24 saatini de geçiririm.
yağmurlu havalarda uyumayı severim.
soğukta yorgan altında kıvrılmayı severim.
okula gittiğim zamanlarda uyuyacağım 20 fazladan dakikaya kadar hesaplarım.
sabah erken uyanmak için saat kurarım fakat hiçbir zaman ihtiyaç duymam,alarma saniyeler kala uyanır ve dehşetle alarmı kaparım,çünkü sesinden nefret ederim.
sevdiğim insanlarla uyumayı severim,sevdiklerim tarafından uyandırılmayı severim,çoğu zaman*
sıcak yatağı severim.
soğuk yatağı severim.
yatakta kitap okurum.
yatakta müzik dinlerim.
yatakta televizyon seyrederim.
yatakta yemek yiyemem,tabansız bir batıl inanç.
yastıksız uyumam söz konusu bile değildir.
ağzım açık uyurum.
horlamadığımı umuyorum.
uyuyamadığımda yatağın başında uyku perilerinin olduğunu varsayar ve elimi çırptığımda gözlerime uyku tozu serptiklerini hayal ederim.
sonra uyurum.çocukluktan kalma alışkanlık.
koyun saymak hiçbir aman işe yaramaz,rekorlarım var.
saat 02:53 ve birazdan uyuyacağım
iyi geceler.
30 mayıs.08
günün en az 10 saatini uykuyla geçiririm.
bıraksalar 24 saatini de geçiririm.
yağmurlu havalarda uyumayı severim.
soğukta yorgan altında kıvrılmayı severim.
okula gittiğim zamanlarda uyuyacağım 20 fazladan dakikaya kadar hesaplarım.
sabah erken uyanmak için saat kurarım fakat hiçbir zaman ihtiyaç duymam,alarma saniyeler kala uyanır ve dehşetle alarmı kaparım,çünkü sesinden nefret ederim.
sevdiğim insanlarla uyumayı severim,sevdiklerim tarafından uyandırılmayı severim,çoğu zaman*
sıcak yatağı severim.
soğuk yatağı severim.
yatakta kitap okurum.
yatakta müzik dinlerim.
yatakta televizyon seyrederim.
yatakta yemek yiyemem,tabansız bir batıl inanç.
yastıksız uyumam söz konusu bile değildir.
ağzım açık uyurum.
horlamadığımı umuyorum.
uyuyamadığımda yatağın başında uyku perilerinin olduğunu varsayar ve elimi çırptığımda gözlerime uyku tozu serptiklerini hayal ederim.
sonra uyurum.çocukluktan kalma alışkanlık.
koyun saymak hiçbir aman işe yaramaz,rekorlarım var.
saat 02:53 ve birazdan uyuyacağım
iyi geceler.
30 mayıs.08
26 Haziran 2008 Perşembe
insomnia
bazen de diyorum amaan olacağına varsın her şey.let it go. skjfksd.
the more you keep making plans the more you keep getting disappointed.
nasıl da uydurdum.
dünyanın en salak şarkı sözlerini can tanrıyar yazıyor bu arada.
the more you keep making plans the more you keep getting disappointed.
nasıl da uydurdum.
dünyanın en salak şarkı sözlerini can tanrıyar yazıyor bu arada.
ben durak degilim gelip geçtigin
her gece kapıma park edemezsin
korkaklığın adı ne zaman gurur oldu
sen bu huylarını canım terk edemezsin
gitmek için çok geç kaldın
büyük olur yalan aşkın derdi
benim yerimde inan kim olsa
seni çoktan terk edrdi
sen kralsan ben neyim :mafya:
aşkına kölemiyim
daha ne istiyosun kapında mı öleyim
gel benden özür dile
bak kırıldı yüregim
ya yeniden seveyim ya defterden sileyim
ahahahah
22 Haziran 2008 Pazar
yey!

eveeeeeeeet,bitti bitti bitti.
yds iz oğğvaaa!let dı pardi biginn!
sınav boyunca dışardan sünnet konvoylarının sesi geldi evet,
iki buçuk saat boyunca birisi sırasını gıcırdattı ve bir diğeri durmadan öksürdü evet,
çok da mükemmel geçmedi yahu evet!
çıktım sınavdan açtım lily allen dan london'ı:
sun is in the sky oh why oh why would I wanna be anywhere else?
kimmin umrunda!sorarım,tuvallerim beni bekler be heheyt.
yds iz oğğvaaa!let dı pardi biginn!
sınav boyunca dışardan sünnet konvoylarının sesi geldi evet,
iki buçuk saat boyunca birisi sırasını gıcırdattı ve bir diğeri durmadan öksürdü evet,
çok da mükemmel geçmedi yahu evet!
çıktım sınavdan açtım lily allen dan london'ı:
sun is in the sky oh why oh why would I wanna be anywhere else?
kimmin umrunda!sorarım,tuvallerim beni bekler be heheyt.
ahmete rasladım çıkışta lunapark bileti ayarlasa bize de bi stres atsak khjdfsjhjdsff.
huzurluyum,sonuçların açıklanmasına 57 dakika kala da devam etmek istiyorum.
dışarıdan da davullu zurnalı sesler geliyor içimdek iseslere eşlik edercesine haha!
dışarıdan da davullu zurnalı sesler geliyor içimdek iseslere eşlik edercesine haha!
20 Haziran 2008 Cuma
geberesice
dışarıda sıcaklık 1 milyon santigrat derece.
içeriyi siz tahmin edin.
siz tahmin edin,ben de tüm vücudumda hissedeyim.
adil değil.
içeriyi siz tahmin edin.
siz tahmin edin,ben de tüm vücudumda hissedeyim.
adil değil.
17 Haziran 2008 Salı
melih'in seyir defteri
*yine söylüyorum.
akşam yemeğim ays tiğ ve konserve ton balığı.
sana bir şey demiyorum anne.
gez sen.
*yds ye 4-5 gün kala,hayatım düzenli,zorunlu olarak erken kalkıyorum,en azından kalkmayı deniyorum,dersanenin kapanmasına 1 hafta kala çalışmaya başlayan klimaların tadını çıkarıyoruz dersanecek,survivor ortamında gibiyiz onun haricinde kantin bile kapandı.
*başarılı gözüküyorum,her şey yolunda,özgüvenim sağlam,iyi hissediyorum.
*tabldot restoran'alrında yemek yiyorum 2 gündür,dışarıda acıktınmı,insanın tek seçeneğinin fast food olmaması hissi güzel.ve de hesaplı yös yös!para kıymetlidir,kim demişse gözü kör olsun diye,yalan söylemiş kendi de biliyor.
*bugünlerde gözümü ne zaman kapasam,aklıma sponge bob'ın yaşadığı bikini town geliyor.gary patrick ve squidward'ün evleri başta olmak üzere.
*yaz'ın benim içinde gelmeye başladığını hissediyorum nihayet!planlar,planlar yapmak lazım diyor kafamda birileri,bazıları gerçekleşecek bazıları yine askıya alınacak.
*böyle.
akşam yemeğim ays tiğ ve konserve ton balığı.
sana bir şey demiyorum anne.
gez sen.
*yds ye 4-5 gün kala,hayatım düzenli,zorunlu olarak erken kalkıyorum,en azından kalkmayı deniyorum,dersanenin kapanmasına 1 hafta kala çalışmaya başlayan klimaların tadını çıkarıyoruz dersanecek,survivor ortamında gibiyiz onun haricinde kantin bile kapandı.
*başarılı gözüküyorum,her şey yolunda,özgüvenim sağlam,iyi hissediyorum.
*tabldot restoran'alrında yemek yiyorum 2 gündür,dışarıda acıktınmı,insanın tek seçeneğinin fast food olmaması hissi güzel.ve de hesaplı yös yös!para kıymetlidir,kim demişse gözü kör olsun diye,yalan söylemiş kendi de biliyor.
*bugünlerde gözümü ne zaman kapasam,aklıma sponge bob'ın yaşadığı bikini town geliyor.gary patrick ve squidward'ün evleri başta olmak üzere.
*yaz'ın benim içinde gelmeye başladığını hissediyorum nihayet!planlar,planlar yapmak lazım diyor kafamda birileri,bazıları gerçekleşecek bazıları yine askıya alınacak.
*böyle.
15 Haziran 2008 Pazar
vöö
evet sayıyorum.
şu an sınava tamm 82 dakika var evet.
çantam hazır,(silgiye kadar evet!silgileri hiç umursamazdım oysa)
kahvaltıda 76536y5398 dilime ayrılmış bir muz ve elma suyu içtim,midem alışık olmadığım bu kahvaltıya karşı reaksyonlar gösteriyor sanırım.böyle mi denirdi.
birazdan aşağıda gizemle buluşup gidicez.
o da gelmek istedi,neden bilmiyorum,ama mutlu oldum.
motivasyon tam gaz,
hayde bre öğseğse çebi geliyor.ahah.
bu arada annem benden daha heyecanlı!
şu an sınava tamm 82 dakika var evet.
çantam hazır,(silgiye kadar evet!silgileri hiç umursamazdım oysa)
kahvaltıda 76536y5398 dilime ayrılmış bir muz ve elma suyu içtim,midem alışık olmadığım bu kahvaltıya karşı reaksyonlar gösteriyor sanırım.böyle mi denirdi.
birazdan aşağıda gizemle buluşup gidicez.
o da gelmek istedi,neden bilmiyorum,ama mutlu oldum.
motivasyon tam gaz,
hayde bre öğseğse çebi geliyor.ahah.
bu arada annem benden daha heyecanlı!
12 Haziran 2008 Perşembe
etenşın,piliğz

öss,namı diğer öğrenci seçme sınavına 2 gün kaldı ve bugün dersanemizin kısmen(!) son günüydü,
o yüzden çıkışta eve gitmemek için her zamankinden fazla çaba gösterdik.
bugün kendime üç buçuk milyona üzerinde kediler olan lacivert bir saat aldım.
öss günü beni zorda bırakmayacağını düşünüyorum kedilerin eheh.
bir de peluş bir domuzcuktan kukla aldım toysrus tan ahah,adını da selen koydu.crystal.
ve bu resmini koyduğum filme gittik.ismi superhero movie.
sonu movieyle biten her filmi izledim sanırım,çünkü kendimi yerden yere vurup güldüğüm bi film serisi.scary movie 1,2,3,4,date movie,epic movie den sonra bunun da afişini görünce daldık.
möhim sınavdan önce son gülüşümüz güzel olsun dedik.
bu kadar.
p.s:-başroldeki kız alexis bledel e benzemiyormu?
-evet sarışını.
-di mi?
11 Haziran 2008 Çarşamba
ımerikın drama
Boyu devrilesice amerikan film şirketleri.
yine sinirim bozuldu
her felaket new york sakinlerinin başına gelmek zorundamı ulan!
dinazoru new york sokaklarını bulur eski mahallesiymiş gibi.
uzaylıların son teknoloji pusulalarının yön çubuğu hep new york u gösterir.
nedeni bilinmeyen amansız salgın hastalıklar ne şaşırtıcıdır ki hep amerika kıtası sınırları içinde türer.
kar,kış,sel,kasırga,çığ new yorkun gündelik olaylarıdır.
zombisi,vampiri,hortlağı fortlağından söz açmak bile istemiyorum
büyük bir "hade leeyn" çekmek istiyorum hepinize.
kaba etiniz rahat,yalandan sorun yaratıyosunuz kendinize.
gerçi adamlar kendi ülkelerinin eyaletlerinin reklamını yapacak tabi,
koskoca universal studios'un konyaya set kuracak hali yok.
ahah
olsun yine sinirim bozuldu benim .
yine bitmez.
yine sinirim bozuldu
her felaket new york sakinlerinin başına gelmek zorundamı ulan!
dinazoru new york sokaklarını bulur eski mahallesiymiş gibi.
uzaylıların son teknoloji pusulalarının yön çubuğu hep new york u gösterir.
nedeni bilinmeyen amansız salgın hastalıklar ne şaşırtıcıdır ki hep amerika kıtası sınırları içinde türer.
kar,kış,sel,kasırga,çığ new yorkun gündelik olaylarıdır.
zombisi,vampiri,hortlağı fortlağından söz açmak bile istemiyorum
büyük bir "hade leeyn" çekmek istiyorum hepinize.
kaba etiniz rahat,yalandan sorun yaratıyosunuz kendinize.
gerçi adamlar kendi ülkelerinin eyaletlerinin reklamını yapacak tabi,
koskoca universal studios'un konyaya set kuracak hali yok.
ahah
olsun yine sinirim bozuldu benim .
yine bitmez.
4 Haziran 2008 Çarşamba
eski mahalle
Bugün çocukluğumun 5 ve 8 yaş arasını kapsayan dönemini geçirdiğim mahalleye gittim.
uzuun zamandır gitmek,4 sene çok mutlu olarak yaşadığım mahalleyi,ana sınıfı,ilkokul 1 ve 2. sınıfı geçirdiğim okulu görmek istiyordum.
Bugüne denk geldi,mezuniyet provaları için okula gitmiştim.dönüşte de gittim işte herneyse.
böyle mutlulukla üzüntü arası birşeyler hissettim,isim bulamıyorum verecek.
sanki hiçbir şey değişmemişti,apartmanın bahçesindeki bitkilerin yapraklarına kadar hatırlıyordum her şeyi.
gözlerim alt katımızdaki şişman teyzeyi aradı.Ona öyle derdik.baktım belki hala ordadır da çıkar yine avazı çıktığı kadar bağırır,bırakın o çiçekleri allahın belaları diye cıyaklar diye.
okulun bahçesinde yarı heves yarı umutsuzlukla göz gezdirdim.belki o zamanlarki küçük arkadaşlarım hiç büyümemiş ve hala orada oynuyorladır diye ahah.
10 bin liraya sabah akşam dövmeli sakız aldığım markete baktım.rafların içindekiler bile bıraktığım yerdeydi sanki ya.
ilginçti.
O zamanlar hayatımı içine alan,tek başına dışına çıkarsam kaçırılıp organlarımın çalınacağını sandığım büyük,ama aslında küçücük mahalle hiç değişmemiş gibiydi.
şimdiki büyüme olgusu bile beni bu kadar korkuturken,yaşlanma olgusuna alışmak daha da korkunç olacak.
uzuun zamandır gitmek,4 sene çok mutlu olarak yaşadığım mahalleyi,ana sınıfı,ilkokul 1 ve 2. sınıfı geçirdiğim okulu görmek istiyordum.
Bugüne denk geldi,mezuniyet provaları için okula gitmiştim.dönüşte de gittim işte herneyse.
böyle mutlulukla üzüntü arası birşeyler hissettim,isim bulamıyorum verecek.
sanki hiçbir şey değişmemişti,apartmanın bahçesindeki bitkilerin yapraklarına kadar hatırlıyordum her şeyi.
gözlerim alt katımızdaki şişman teyzeyi aradı.Ona öyle derdik.baktım belki hala ordadır da çıkar yine avazı çıktığı kadar bağırır,bırakın o çiçekleri allahın belaları diye cıyaklar diye.
okulun bahçesinde yarı heves yarı umutsuzlukla göz gezdirdim.belki o zamanlarki küçük arkadaşlarım hiç büyümemiş ve hala orada oynuyorladır diye ahah.
10 bin liraya sabah akşam dövmeli sakız aldığım markete baktım.rafların içindekiler bile bıraktığım yerdeydi sanki ya.
ilginçti.
O zamanlar hayatımı içine alan,tek başına dışına çıkarsam kaçırılıp organlarımın çalınacağını sandığım büyük,ama aslında küçücük mahalle hiç değişmemiş gibiydi.
şimdiki büyüme olgusu bile beni bu kadar korkuturken,yaşlanma olgusuna alışmak daha da korkunç olacak.
26 Mayıs 2008 Pazartesi
piğtağ
bir önceki melankolik(!) yazımın başlığına peter pan yazmışım,oradan aklıma geldi.
peter pan i yazılığı gibi okuyanlara az önce bir başlık altında da söylemiş olduğum gibi acil şifalar diliyorum.
zaten "heidi" nin dublajında da pitır a peter diyorlardı.
haydi'ye de heidi diyelim o zaman.
gerçi peter almanca da yazıldığı gibi okunur doğru.
ama ingilizce'de öyle okunmaz ,pitır kardeşim pitır o.
hatta ingiltere semalarına kayacak olursak biraz:piğğtaaağğ
ahahah.
artık şu yabancı dil sınavına girmeli ve bu baskıdan kurtulmalıyım.
kötüyüm fdsgsdfg
peter pan i yazılığı gibi okuyanlara az önce bir başlık altında da söylemiş olduğum gibi acil şifalar diliyorum.
zaten "heidi" nin dublajında da pitır a peter diyorlardı.
haydi'ye de heidi diyelim o zaman.
gerçi peter almanca da yazıldığı gibi okunur doğru.
ama ingilizce'de öyle okunmaz ,pitır kardeşim pitır o.
hatta ingiltere semalarına kayacak olursak biraz:piğğtaaağğ
ahahah.
artık şu yabancı dil sınavına girmeli ve bu baskıdan kurtulmalıyım.
kötüyüm fdsgsdfg
24 Mayıs 2008 Cumartesi
peterpan

ben de büyümeyi istemeyen çocuklardandım sanırım. iki basamaklı,1 ile başlayan sayıların sonlarına yaklaştım. O "1" rakamının "2" olması bazen moralimi bozuyor. bir zamanlar kısa bir süre için günlük tutmuşum,günlükten çok günlük ihtiyaçlarımı giderip gidermediğime dair bir not defteri de diyebiliriz aslında. nedeni şu ki çoğu sayfa"bugün uyandım,giyindim,okula gittim,şu şu sınavlara girdim,geldim,çizgi film izledm,uyucam.." diye devam ediyor.aralarda da şu oyuncağı aldım mutluyum gibi ifadeler var.oyuncaklarla oynamayı çoğu zaman yaşıtlarımla oynamaya tercih eden bir çocuktum.el kadar oyuncaklara çoğu kişiden daha fazla değer verdiğimi hatırlarım.uzun süre de öyle oldu. annem bir gün hepsinden nefret edeceksin odandan atacaksın derdi de inanmazdım.öyleymiş demiycem tabi ki hayır hala odam oyuncak dolu hahaha. uzun lafın kısası hala büyümeyi istemiyorum sanırım.
ve bunu durduramanın elimde olmadığının bilincinde olmak da en kötüsü.
21 Mayıs 2008 Çarşamba
din
bazen umarım herşey doğrudur,cennet cehennem,tanrı,hepsi gerçekten olan şeylerdir diye düşünüyorum.
böyle olması hiç de lehime olmayacağını bilmeme rağmen.
ama ne bileyim,sonsuza kadar yok olmak düşüncesi cehenneme gitmekten bile daha korkunç geliyor kulağa.
belki de bu yüzden oluşturulmuş bir şey din.
tüm dinlerde ortak bir şey varsa o da yeniden bir başlangıç,dünyaya gelmek,veya başka bi boyuta geçmek falandır.
sanki insan yok olma korkusuyla bunları üretmiş gibi gelmiyor mu?
.
neyse.
dinle ilgili kafamdaki soruları irdelediğim de kötü hissediyorum.
yukarı da birileri beni duyuyorsa onu kızdırmak istemem.
yeterince kızmış durumda.
böyle olması hiç de lehime olmayacağını bilmeme rağmen.
ama ne bileyim,sonsuza kadar yok olmak düşüncesi cehenneme gitmekten bile daha korkunç geliyor kulağa.
belki de bu yüzden oluşturulmuş bir şey din.
tüm dinlerde ortak bir şey varsa o da yeniden bir başlangıç,dünyaya gelmek,veya başka bi boyuta geçmek falandır.
sanki insan yok olma korkusuyla bunları üretmiş gibi gelmiyor mu?
.
neyse.
dinle ilgili kafamdaki soruları irdelediğim de kötü hissediyorum.
yukarı da birileri beni duyuyorsa onu kızdırmak istemem.
yeterince kızmış durumda.
12 Mayıs 2008 Pazartesi
kalem kutusu
Bugün deneme sınavındayken yanımda oturan kızın kalem kutusu dikkatimi çekti.
kocaman bi kalem kutusu vardı.içinde bir yığın uçlu kalem ,uçlar,renkli tükenmez kalemler,fosforlu kalemler,2şer 3er silgiler.
dükkan gibiydi anlayacağınız.
düşündüm kendimi.
ben ki o kadar resim çizerim yazı mazı yazarım sıkıldığımda.kalemle silgiyle işim çoktur yani.
ama hiçbi zaman öyle bi kalem kutum olmamıştır.
yazacak kalemi zor bulurum,silgim falan hiç olmaz.
öyle uçmuş renkli kalemmiş hak getire.
hiçbir zaman "07 ucunuz varmıaa?" diye bir yakarışa "al,buyur,bunu kullan" diyen insanlardan olamadım.
yaradır içimde.
birkaç kez denedim ama en fazla 3 gün dayanıyor sonra hepsini kaybediyorum.
üzülüyorum kendime.
ps:bugün de tam bi sümüklü böcektim yanımdaki kız kimbilir ne küfretmiştir.
kocaman bi kalem kutusu vardı.içinde bir yığın uçlu kalem ,uçlar,renkli tükenmez kalemler,fosforlu kalemler,2şer 3er silgiler.
dükkan gibiydi anlayacağınız.
düşündüm kendimi.
ben ki o kadar resim çizerim yazı mazı yazarım sıkıldığımda.kalemle silgiyle işim çoktur yani.
ama hiçbi zaman öyle bi kalem kutum olmamıştır.
yazacak kalemi zor bulurum,silgim falan hiç olmaz.
öyle uçmuş renkli kalemmiş hak getire.
hiçbir zaman "07 ucunuz varmıaa?" diye bir yakarışa "al,buyur,bunu kullan" diyen insanlardan olamadım.
yaradır içimde.
birkaç kez denedim ama en fazla 3 gün dayanıyor sonra hepsini kaybediyorum.
üzülüyorum kendime.
ps:bugün de tam bi sümüklü böcektim yanımdaki kız kimbilir ne küfretmiştir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


