28 Aralık 2008 Pazar

miniminibirkuş

saçlarımı kestirdim.
belki biraz mutlu olur.

27 Aralık 2008 Cumartesi

doyçland horror


funny games var yine cnbce de.
hemde alman çekimi olanı,eskisi.
çok korkuyorum o filmden.

çok kalıplıyımdır

küçükken kuzenimle hep kavga ederdik ,onunla konuşmazdım belli aralıklarla.
babasına gider melih beni dövdü derdi.
yalanı ortaya çıktığında ise,herkes hep;melih kızma ona,bak onun annesi ile babası ayrı zaten,sorunlar yaşıyor derdi.

hiçbir zaman yaptığım hatalara özür olarak sorunlarım var diyenlerden olmadım.
annem babam kavga ediyor,boşanmak üzereler,sevgilim beni aldattı,çok yalnızım,kimse beni anlamıyor, hıdıdı bıdıdı sözleri sadece bahanedir.
yaptıklarınız,söyledikleriniz,işittirdikleriniz siz istediniz diye yapılmış,söylenmiştir.

özür dilemekse,
kullanıp durdukça eskiyen,anlamını yitiren iki kelimeden başka bir şey değildir.



hayatım harika mı?
hayır.
bununla baş edebiliyor muyum?
evet.
.

26 Aralık 2008 Cuma

delimine

saat 12:29,her yer kar ve inanılmaz bir soğuk var,ellerini morartacak cinsten,köpekler uluyor biryerlerde,ve dışarıda şort ve kısa kollu bir tişörtle sevgilisiyle aşk yaşayan bir çocuğa rastladık az önce.gözlerimle gördüm,halisünasyon olduğunu düşündüğüm bu görüntüyü arkadaşıma da gösterince bu düşünceden vazgeçmedik.
çifte halisünasyon o zaman.
hayır derisi neden yapılmış buradaki manyakların anlayamıyorum.

25 Aralık 2008 Perşembe

kışmış

ben dün noodle yedim.
noodle ı ne kadar sevdiğimi biliyorsun blog.
hatta birazını daha sorna yemek için kutuyu yanımda götürdüm arkadaşıma.
yalnız çok fazla alkol aldım,aldık.iyi miydi kötü müydü hatırlayamıyorum,sadece bir takım oyunlar oynarken fazlaca sapıttığımızı hatırlıyorum.fazlaca.ayrıntısız.
uyandığımızda heryer bembeyazdı.beklenmedik bir anda yakaladı kar bizi.
üzerimizde sıkı giysiler de olmadığından tüm günü evde geçirdik.dışarıdan pizza söyledik.
uyuduk uyandık bir şeyler yaptık.sonra akli dengemizi kaybetmekten korkarak dışarıya çıkmaya karar verdik.
bahçelievler denen semte gittim ilk defa.çok beğendim güzel yer.
gidilebilecek bir çok kafe var sıra sıra dizilmiş.kızılaydaki bar manyaklığının aksine.
kampüse dönerken etrafın merkeze göre daha karlı olacağını tahmin ediyorduk ama ,çok daha fazlaydı kar.sanki her gün bulunduğum yere değilde başak bir şehire gelmiş gibi hissettim.bütün herkes dışarıya çıkmış kimileri fotoraf çekiyor kimileri poşetlerle kaymaya çalışıyor bulduğu tepeden.eğlenceli.
biz de biraz fotoraf çektikten sonra asgari görev yerimiz kütüphane yolunu tuttuk,yarınki son vizeme çalışmam gerek.hani şu ilk vizesi giren ders.phonetics and articulation.
sana iyi geceler bana iyi çalışmalar.
otomatın selamı var

21 Aralık 2008 Pazar

balkanlardan gelen hava dalgası


ilk defa kar yağacağı için heyecanlı değilim lan.
az önce sezgin dedi,yarın ve sonraki 3 gün ankara karlı olacakmış.
normalde duysam bu haberi odada makarena yapardım heralde.
şimdi hiç bir duygu patlaması olmadı içimde.baktım öyle.
sonra neyse sıkı giyinirim diye cevap verip yediğim pirinç patlaklı buğday gevreğine geri döndüm.
sonra da dün alışveriş merkezindeki bir yılbaşı ağacından kopardığım kar tanesi şeklindeki süse baktım.
değişik olacak bu kış.

nerdençıktıbuşimdi

artık çoğu insana onları özlediğimi söylemiyorum.
değerini bilmiyorlar.

sezgin

oda arkadaşım sezgin asosyallik kraliçesi olma yolunda ilerlemeye devam etmekte.
şimdi de kendi gibi birilerini bulmuş bloktan multiplayer olarak sabah akşam counter strike oynuyor.üstelik mikrofonuyla,
halimi düşünün.
-arkanızdalar
-tünelden geliyor,beni koruyun.
-bomba düştü!
-işine bak konsantre ol!
-siktir kaç!

...

neler neler

bana gözlük yakışmıyor lan gerçekten.
sinek gibi oluyorum nasıl gözlük olursa olsun.
böyle başlamak istedim bu yazıya.
çok yorgunum.
ulus denen lanet semtte 4 müze gezdim.türkçe hocamı ve bize yaptırdıklarını sevmiyorum.
üstüne bir de izmit büyüklüğünde bir alışveriş merkezi.
giyim sektöründeki tüm paramı zaraya yatırmaya devam ediyorum.
ayakkabıyla pantolon aldım bu sefer.
bide tişört aldım mıdo dan eski fotoğraf makinesi var üzerinde,perfect picture yazıyor.çok sevdim.
akşam kampüste bir kız arkadaşımın bloğuna gittim yemek yemeye.
kızların kaldığı kat çok ilginçti.koridorlarda kapıalra asılı posterler çok ilginçti.bizim katta hiç yok.
o süsten geçilmeyen kızların pijamalı halleri çok ilginçti.çekiciydi itiraf yey.
ve bildiğin yemek yapıyorlardı.ev yemekleri.etli metli.
bizimkiler de mantı yaptılar bana,
yedim,neskafe içtim,bütün çikolatalarını da yedikten sonra poşetlerimi alıp siktirip gittim.
evet.ezgi tatlı kız lan.zzzt

bir de yeniden
bana gözlük hiç yakışmıyor lan,
sinek gibi oluyorum,
kara sinek hemde.

19 Aralık 2008 Cuma

sinek

odamda olmanın rahatlığını sadece izmitteki odamda olmanın rahatlığına değişirim.
evet anlatacaklarım var.
her şey dün akşam 8'e doğru ayaklarımızın bizi bulunduğumuz mekandan o bara götürmesiyle başladı.
bunu anlatabilmek için biraz geri gitmem gerekecek.
beybiler,size bir soru;yaşadığınız kampüste günlerden birinde şöyle bir afiş ilginizi çekse.

sinek bar açılışı tarih bilmem kaç
giriş ücreti yok
ilk vodka bizden
70'lik 2.5 ytl
tekila 3 ytl
...

biliyorum sizi koşardınız oraya.biz de öyle yaptık birkaç insan.o akşamki eğlencemize bu mekanda devam etmek istedik.
istikamet sakarya caddesi,25 katlı bir binanın teras katında açılan bu mekanın girişini gördüğümüzde hepimizin aklından kaçmak geçmişti evet.çünkü o karanlıtka heryeri aydınlatan mumlar ve artık kulağıma hiç hoş gelmeyen bir müzik türü,ilgi çekici gözükmüyordu.
ama işin içinde o fiyatlar vardı.girdik oturduk.korkunç insanlarla dolu bu güzel mekana.terasta olması güzel bir manzara sağlıyordu.o yüzden mümkün olduğunca,gothic,emo,punk ve türevleri insanları izlemek yerine dışarıyı izlemeye çalıştım.

ilerleyen saatlerde arkadaşlarım tuvaletteyken yanıma yaklaşan bir çocuk sigara istedi benden,verdim,canın mı sıkkın somurtuyorsun adamım dedi.ben de herzamanki halim deyip kafamı çevirdim.sonrasına bir adam canon makinesinin flaşını gözümde patlatıp gitti.

beleş patlamış mısır ve çerezin keyfinin çıkarırken içeri giren iki insan dikkatimizi çekti çok.
üzerinde okul formaları olan,kafası spreyle kabartılmış ,piercinglerinden yüzünü göremediğimiz küçük bir kız ve yanında ona benzer bir çocuktu bu iki insan.yer olmadığı için bir köşede masum masum dikiliyorlardı.biz de içkinin de bize verdiği yavşaklıkla sevimli bulduğumuz bu tipleri yanımıza çağırdık gelin oturun yer açılana kadar diye.
oturduk konuştuk çok,yüzümde şaşkınlıkal birlikte bir gülümseme vardı tüm muhabbette.
kız 14 yaşındaymış,çocuk 17.sakarya caddesi gibi tırsık bir mekanda gecenin köründe gelmişler takılıyorlar.
kendimi çok yaşlanmış hissettim çok,ben 14 yaşında taso oynarken,karşımdaki kız,sevgilisinin yanında bana " ne kadar tatlısın,saçların ne güzel,sigaramı yakarmısın hayatım" edalarında,bir yandan da ellerimle temas kurma çabasındaydı.yanında sevgilisiyle üstelik.
tabi bir de acıyıp yanımıza aldığımız bu insanların bütün tayfası da masamıza toplandı.
tek dertleri dirsekelrinden göğüslerine kadar doldurdukları piercingleri, birilerinden sigara bulmak,dinledikleri müzik olan bu insanların yanında kendimizi abi abla gibi hissettik.bu aralar nefret ettiğim saçlarıma hepsinin iltifatlar yağdırması,beni saçlarımdan iyice nefret ettirdi.
5 tekila şatından sonra kendinden geçen gizem arkadaşımızla geceyi sonlandırmak üzere oğuzhanalra gidecekken,zırıldayan 14-17 çifti,gidecek yerleri olmadıklarını söylediler.
tanımadığımız bu insanlara çok acıyıp bizle gelebileceklerini söyledik.
bir şekilde kendimizi o mekandan attık.
gerisini anlatmaya üşeniyorum garip kısımları bu kadar sanırım.
bugün ceplerine yol parası koyup kızılaya yolalrken onları,umarım bir daha görüşürüz cümleleri ağızlarından dökülürken içimden bekleyin siz görüşürüz diyordum.
anası babası yok mu bunları ndiye deliriyordum.

saçlarım kirli,duş almalıyım,ya da kökten kesmeliyim bu saçları.

16 Aralık 2008 Salı

duyduk duymadık demeyin


ben 3 gündür sigara içmiyorum,bırakmaya karar verdim yine.
bu sefer ciddiyim ama.
çok aptal bir nedenden başlamıştım seneleeğr önce,yine aptal bir nedenden bırakmaya karar verdim.
bir de bugün hiçbir şey yemediğimi farkettim.yemeksepeti nokta koma da küfür ettim az önce.kampüse servisi olan yerler 30 ytl den aşağı birbok getirmiyor.
bir de bugün yılbaşının final haftasından önceki tatile denk gelmesi dolayısıyla 1 haftalık bir tatile denk geldiğini öğrendim.
bu sene yılbaşı için birkaç alternatif var ama ben yine en basitini seçmeyi düşünüyorum.
*deep'te 39 ytl ücrete tabi olarak,sınırsız içki,4 meze,gece çorbası,konaklama,sabaha kadar dj,üstüne bide dansöz olmak üzere bir parti olacakmış.bir kaç arkadaşıma göre onlarla gelmek zorundaymışım.
canım istemiyor ama.
*sonra hazal the hot'dan istanbula çağrı aldım,pi'de rezervasyon yaptıracakmış,ama 1 gece için ankaradan istanbula git gel çok masraf olur düşük bi ihtimal bu.
*eskişehir var.
*öğrenci evlerinin yanlız kalpler,çekirdek kola,partisine katılabilirim.baya katılanı varmış ahah.
*bir de izmit var tabi.bu tatilde izmite gidip evde odamda yılbaşını geçirmek en güzeli gibi geliyor,
belli olmaz.
ya da olur.


ps:yan odalardan birinden dum dumdum dum diye bir bas sesi geliyor aralıksız.çıldırtan cinsten.
ne dinliyorsa artık.kafamı s*kti.aptal sezgin de bu sese uyanmaz benim laptop ımın fan sesine uyanır.

bu da bal arısı melih

dün gibi aklımda.
hasta olduğum için okula gidemediğim günlerden birinde,öğretmenimiz,aylarca beklediğimiz bu gösteri için kostüm dağıtımını yapmıştı.ben sınıfta yokken.oysa kuracağım cümleleri bile hazırlamıştım lan.tavşan olmaya ne kadar uygun olduğumu anlatacaktım.deneyimlerimden bahsedecektim belki ahah.
ve o akşam acı haberi vermeye anaokulundan beri seviyeli bir ilişki yaşadığım bahar gelmişti.
ağzından tavşan kelimelerinin dökülmesini beklerken,melih öğretmen seni arı seçti dedi.
dahası da var,yetmezmiş gibi,baharla güneşi tavşan yapmıştı.
tavşanlar ben ve bahar olmalıydık.
bununla da bitmedi.
her yaratığın nuhun gemisi edalarında bir eşi varken,arı yalnız takılandı.
yani benden başka,acımı paylaşabileceğim arı kostüml bir çocuk daha olmayacaktı.
üstelik sarı külotlu çorap giyecektim.annem benim için sarı külotlu çorap ararken ben dükkanlara girmeyip kapılarında beklemiştim .anne benim için alcağını söyleme diyordum bir de hep ahah.
6 yaşındaydım ve hayatımın en utanç verici günlerinden birini yaşamıştım.
külotlu çoraplarla,ayakkabısız,boyumdan büyük kanatlarla,tüm okulun önünde koşturarak şarkı söylemiştim.

ama en azından arkada vasıfsız olarak dikilen karton çam ağaçlarından biri değildim evet.


edit:(27 aralık 08)

yerli malı haftasında ayva olan arkadaşlarım da varmış.halime şükretmeyi öğrenmeliyim.

14 Aralık 2008 Pazar

ohso'90's

ben 28 mart 1990 doğumluyum.
yani doğumumdan 1o yaşına kadar olan yaşamım 90'lar denen döneme denk geliyor.
-ki hayatımda en güzel anılarım bu dönem içerisindedir.
bugünlerde 60'lar,70,ler,80'ler modası,o zamanlarki akımlar ön planda olmasına ramen,
ben 90'ları seviyorum.çok seviyorum hemde.
diğer dönemlerle hiçbir alıp veremediğim yok ama sonuçta o dönemleri yaşamış bir insan değilim.
ben annemin spor salonunda giydiği aptal taytları hatırlıyorum,step tahtasını hatırlıyorum,spice girls den çalıntı simle kaplanmış apartman topuk ayakkabılarını hatırlıyorum.ahahahh.
disney çizgifilmlerinin her ay vizyona girdiği zamanları,titanik patlamasını hatırlıyorum,7 yaşında bir veletken o filmin sonunda neden ağladığımı hatırlamıyorum ama.
alışveriş merkezlerinden o zamanlar olmayan yamyam ingilizcem ile ezberlediğim "oll det şi vants,iz enadı beybe,şiz gon tumarrov" gibi,"yayaye koko cambo yayaye" gibi,"ayma barbi görl" gibi şarkıları hatırlıyorum.burak kutun deri ceketiyle haydi zıpla diye anırmasını hatırlıyorum.atilla taşı,yonca evcimiği(tabi ki çılgın bedişi),nazan önceli,elleri kolları kınalı bebek gibi sözleri olan korkunç klibi hatırlıyorum.rober hatemo'nun,o zamanlar eşcinsellik kavramını bilmediğim için anlam veremediğim hareketlerini hatırlıyorum.kuzenimin dolabında asılı çelik kartpostallarını,televole adındaki magazin programını,riki martinin göte yediği şaplağı,küçük ibo adlı yaratığın "rahşit ağabey" demesini hatırlıyorum.sonra sabah şekerleri,şeker sabahları,tatlı sabahlar,cici sabahlar diye devam eden sabah programlarını,uğur dündarı,saadettin teksoyu hatırlıyorum.
power rangers maskelerini,bizim ev dizisi ve mary kate-ashley olsen ın sevimli birer bebek olduğu zamanları,alfi,patenlerin yaptığı patlama ile herkesin ayakkabı yerine paten giydiği günleri hatırlıyorum.
bakkalları hatırlıyorum lan,artık bakkal yok,en küçük mahalle bakalları bile olmuş size süpermarket,hipermarket.
daha bunun gibi bir yığın şey hatırlıyorum.hepsini de özlüyorum.

niye böyle coşkulu bir konuşma yaptım.çünkü bu akşam okan bayülgen'in sunduğu disko kingo adlı programın teması 90'lar.o döneme ait dizilerden,kliplerden,herşeyden görüntüler yayınlıyorlar.tüm muhabbetleri doksanlar üzerine.bende mutlulukla hayranlıkla izliyorum.

bir yandan da düşündüm,daha neyimki lan,martta 19 yaşına giricem sadece.
acaba bi 20 sene sonra,milenyum yılları,ben 10 yaşındayken başlamıştı diye başlayan cümleler kuracakmıyım,çok özledim diyecekmiyim.derim kesin.


bir de mini test
bu resim gözleriniz önünde canlanıyor mu?
http://www.magazinci.com/pic_lib/medyum_memis_keto.jpg
cevabınız evetse,sizde 90'lar çocuğusunuz demektir.



12 Aralık 2008 Cuma



anlamsız resimler çekmek çok eğlencelidir.sonradan bakınca o günle ilgili güzel şeyler getirir aklınıza.niye 2.tekil kullanıyorum lan.
benim aklıma getiriyor sizin değil.

surpriseee

kinder süpriz yımırtalar varya,onlardan almayı düşünüyorum yarın ilk iş.
böyle güzel birşey çıkacağına inanmak istiyorum,heyecanlanıcam onun için.
küçükken olduğu gibi.
küçükken,tüm ailemle hala alışverişe çıkabildiğim akşamlarda,migrostayken,sepetin en altına 3lü kinder saklardım.
annem kasada almak zorunda kalırdı.





birileri zaman makinesini icat etse artık,çok mu bekledik.

10 Aralık 2008 Çarşamba

küsüratlarıylen

az önce televizyonda bir reklamda kadının teki bilmemkaç parça yemek takımı 1586 ytl değil 1296 ytl dedi.

9 Aralık 2008 Salı

izmit-5

izmitteki 5. günüm de sona eriyormuş bugünle.
sayınca farkettim,yarısına gelmişiz bile,bu günümü sonlandırmak üzere eve giderken,evime 2 dakika uzaklıktaki mcdonalds'a uğrayarak,birşeyler aldım.bir de paket yaptırdım.
şu gençtürksel nimetinden bireysel olarak yararlanınca baya doyurucu oluyor,bkz:mcchicken pılas mcnuggets menü,yeyey.
buluşup koklaşmam şart olan bir kaç insan daha kaldı.
bugün ankaraya dönüş biletimi de aldım.
herşey sakin,herşey yolunda.
gibi.

6 Aralık 2008 Cumartesi

bişey

izmitteyim,semihin odasında televizyona 90 derece dik açıyla bakan köşede minderde oturmaktayım.
evde yemek için bulduğum tek şey olan salatalık turşularımı yerken,tv de bir anda çıkan koca,topukları yarılmış pis bir ayak ve ardında gelen topuklarınızdaki sert kabukdan sıkıldınızmı başlığından sonra,turşuları yemeye ara vermeye karar verdim.ne uzun cümleydi lan.
işte dün gece 5 saatlik bir otobüs yolculuuğundan sonra evime geldim.
otobüste 3 saat kurtlar vadisi izlemeye zorlandım.
garip bir dizi.sinema edalarında gidiyor.hep bir ciddiyet.hele bir de memati denen bir yaratık var.bildiğin yerli hulk.korkunç bir karakter.
kız meselerini bile küresel ısınmaya çözüm ciddiyeti içinde hallediyorlar.
neyse.
bugün izmitte merveyle outletteydik.
starbucksta böyle minik şat bardakalrında buzlu bir içecek ikramı aldık.baya bi mutlu oldum gereksiz.
outlet center ı seviyorum,o ucuzluğu özlemişim.
cüzdan aldım bi tane kendime bide bir hırka.
gizemde bizleydi akşam.
yaşıt iki kız yan yana geldiğinde bazen inanılmaz derecede hızlı bir konuşma içinde olabiliyorlar.
garip aşk muhabbetleri,cinsel içerikli geyikleri,ağda kı ltüy muhabbetleri içinde kendimi görünmez hissettim bir ara.
9 gibi de downtown denen bir yerde 5-6 kişi vakit geçirdik.4 seneden beri görmediğim bir arkadaşım olan cihanda aralarındaydı.
hala aynı eşofmanı giyiyor ahah.
işte izmitteki tatilimin ilk günü böyleydi.
televizyon izlemeyeli aylar olmuş.
keyfini çıkarmaya başladım bu gece.a shot at love with tila tequila var mtv de.
bir grup kız erkek bi eve toplanmış bu tila denen kancığı tavlamaya çalışıyorlar.birbirlerine saldırıyolar bu kız için.garip derecede eğlenceli izlemek.,
bitti.

2 Aralık 2008 Salı

kör müsün beadam

akşam yemekhanedeki yemek listesinin cazibesine kapılarak,orada yemeye karar verdim,uzun sıralar ve beklemelerden sonra bir masaya arkadaşımla oturup yemeye başladık.
sonra masanın boş sandalyelerine doğru kol kola iki adam geldi.birinde yuvarlak camlı bir güneş gözlüğü vardı.zerrin özzerinkilerden.öyle eğlendim kendi kendime.daha sonra farkettim ki çocuk görme engelliymiş.yanındaki adam da yemekhane görevlilerinden biriymiş.
onu bir masaya oturtup bardağına da su doldurduktan sonra gitti.
çocuğu izlemeye başladım.evet,nasıl olsa görmüyordu.kulağa komik geliyor böyle söyleyince bir an.
ama değildi hiç.
önündeki çatalı bulması,yemeğe götürmesi,ve diğer her şey için tekrar tekrar düşünüyordu.
bir yandan da etrafından gelip geçen insanların tıkırtılarına kulak kesilmiş ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.
hareketlerini izlemek garipti.
ne tam anlamıyla üzücü,ne de komikti.sadece farklıydı.

ps:phonetics and articulation sınavı bünyemde yerini aldı.sindirme aşamasındayım

1 Aralık 2008 Pazartesi

hi,I'm barbie

hayatımda olup bitenleri yazmak için fazla üşengecim bu aralar.
herşey çok çabuk olup bitiyor ve bilgisayarımın başına oturduğumda,tüm heyecanı bitmiş oluyor sanki.
küçükken de böyleydim ben,günlük tuttuğum zamanlarda başlık cümlem hep"sevgili günlük,sana yazmayalı 365 gün oldu" gibi başlamıştır.

bir de eğer kızım olursa kendime söz verdim ona pembe mont almayacağım.yerlerde tepinsin yine almam.bütün 4-8 yaş arası kızlar cüce barbie'ler olarak dolaşıyor ortalıkta.
hatta kızıma ben bej rengi trençkot,kahve kadife pantolon giydiririm.saçlarını da kısa keserim.


ya da acırım kesin lan nasıl istiyorsa öyle giyinsin.
-al kızım,açık pembe mi istersin koyu pembe mi?

29 Kasım 2008 Cumartesi

nefis yemekmiş,peh

"Eve geldim işte erkenden. Annemin hazırladığı nefis yemekleri yemeyi düşünüyorum şu yazıyı tamamlayıp sigaramı içtikten sonra. İşte böyle."

saniyeler önce okuduğum bu yazıya nasıl imrendim anlatamam,bense akşam 5 te uyandım,yüzümü bile yıkamadım daha,muhtemelen önümüzdeki bir saat içinde hangi restoranda ne yesem,neye para harcasam tartışması içinde olacağım.bütün gece ayakta kalmaktan yorulup yine sabaha karş yatağa düşeceğim.
evet şu an ben de annemin hazırladığı nefis yemekleri yemeyi düşünmek istiyorum.
arada diğer odaların kapısının kapanma sesi geliyor gecenin köründe,bir an uyku sersemi yine babam geldi diyorum içimden,veya üst katta bir kız telefonda sevgilisiyle tartışırken,anne sussan artık diyorum.
babamın gece kapıyı dan diye kapatışını,veya annemin zaman kavramı olmadan her saatte çığlık çığlığa kavga etmesini,semihin bunlara karşılık olarak müziğin sesini sonuna kadar açmasını duyabilmek için çok uzaktayım.


neyse,şimdi bir çizburger iyi gider,o zaman ben de gider.

28 Kasım 2008 Cuma

bazen

bazı zamanlar,içimde bir huzursuzluk mutsuzluk varsa,maddi şeylere yönelip çözebilceğimi sanırım.
geçici bir çözümdür,hiç bir işe yaramaz.



Of all the things I believe in
I just want to get it over with
tears from behind my eyes
but I do not cry
Counting the days that past me by

I've been searching deep down in my soul
Words that I'm hearing are starting to get old
Looks like I'm starting all over again
The last three years were just pretend and I say

hoğplıs rmentik



dolapadam tebeşir versiyon

kıytırık yazılarım uğruna gözlerimi bozmamak için arkaplanı tekrardan siyah yaptım.
içine kapandı,depresyona girdi gibi yorumlara gerek yok.

26 Kasım 2008 Çarşamba

ah

böyle sevdiği şeyler,idealleri peşinde koşan insanlar varya;onlara karşı çok garip hisler besliyorum.
hem nefret ediyorum hepsinden,hem de çok seviyorum.
az önce de bir yerde tanımadığım birinin yazısını okudum.
3 yıl tercümanlık okuduktan sonra,okulu bırakmış,şimdi iletişim tasarımı okuyormuş.
ben de yarın uyandığımda bu denli cesaretli olsam.
ingiliz dili öğretmenliği okuyorum şu an ya.evet kabullenmeliyim.
öğretmenler günün kutlu olsun yazılı mesajlar aldım dün mesela.
ne kadar harika da olsa herşey(bunu söylediğime şaşırıyorum ama ankaraya,ankaradaki hayatıma çok alıştım ve seviyorum),4 sene sonra okul bitecek ve en iyi ihtimalle bir işyerinin çevirilerini,uluslararası bağlantılarını falan sağlayan bir adam olacağım,ya da olucam.
değiştirme şansım var.
leşimin boyalar,kağıtlar arasında bulunmasını istiyorum ben oysaki.

ah be blog.
bir bira üstüne mekdanıls dan sonra efkar böyle bastı.
yarın uyandığımda geçer heralde.

ps:akşam teknik dans kursunda gördüğüm öğretmen kadın tansiyonumu yükseltti.

24 Kasım 2008 Pazartesi

merhaba,ben melih,bu da rozetim atari kolu

first of all diye başlamak üzereydim. malum haftalardır her perşembe writing dersinden vize oluyoruz.(evet bende sınava,yazılıya,sözlüye vize diyenler grubundayım artık,çok kuğl omfg!) sabah 2-3 saatimi kütüphanede harcadım.kütüphane önünde sevgili kahve otomatımdan latte rica ettim,verdi(bkz:kahve otomatına karşı mahcubiyet,önceki bir yazı)
siyah bir kedi sevdim çok güzeldi,lattenin sonunu da ona bıraktım.

ama bugünkü konum bu değil bebekler. bugünkü konum atari kolu şeklindeki yeni rozetim hakkında. yine daha önce bahsettiğim "devasa montum" un bir ucunda varla yok arası duran bu küçük rozet,bütün insanların gözüne battı niyeyse. hiçbiri bir anlam veremedi, ne olduğunu anlamadı. kimisi hangi tarikata üye oldun dedi. kimisi haç mı o dedi.(insanlar anlam veremediği her şekli haça benzetince eğleniyorum.) en son akşam gittiğim bir kitabevinde kasadaki çocuk,aa hangi okulun rozeti o gibilerinden bir şeyler sordu. açıklamaya mecalim kalmamıştı güldüm,çıktım.

hiç mi atari oynamadınız.hiç mi atari kolu tutmuşluğunuz yok ömrünüzde. bu bir kayıptır.bu bir cehalet örneğidir. süper mario'ya ,pinball'a,street fighter oyuncularına,balloon fighter'a,bomberman'a ve sayamadığım bütün atari oyunu kahramanlarına bir saygısızlıktır. nasıl da sinirlenmişim. sizi bu ayıbınızdan dolayı ödüllendiriyorum.
and the tuna sandwich that ı hold goes to illiterate folks...not!

22 Kasım 2008 Cumartesi

bu da ben annem ve abim



siyah beyaz olacak kadar eski olmasak da.

arı vızvız vız




keşke arı kovanları çizgifilmlerdeki gibi olsa lan.
gerçekte bok yığınına benziyorlar.

21 Kasım 2008 Cuma

iki gün ya da bir

evet nasıl başlamalıyım.
öncelikle.
nihayet odamdayım.
saçlarım temiz ve ipeksi görüntüsüne kavuştu.

kısmen 2 gündür 2 gün önce tanıştığım birilerinin evinde kalıyordum.
yoksa 1 miydi.zaman kavramım allak bullak.
oysaki sadece dersten çıkmış city'e bir kaç arkadaşın yanına gitme düşüncesindeydim.
o akşam kendimi boynumda ismimin ve üniversitemin yazılı olduğu bir kartla ankara/tunalı sheraton otelde bir kokteylde buldum.
ne olduğunun hiç farkında olmadığım,fakat bedava mükemmel yemeklerin,tatlıların,içkilerin,ve canlı olarak çalan caz müziğin farkında olduğum bu mekanda çok eğlendim.
sonrasında melih gökçek ile birlikte gelen kameralar'dan sonra ,birisinden bilişim fuarının galasında olduğumu öğrendim.
sergi salonunda guitar hero oynamaya çalıştık.
tunalı gibi,nişantaşı modunda,bir şişe suyun 6 yetale olduğu bir yerden 5 kuruş vermeden çıkmanın verdiği mutlulukla geceyi kızılayda bir "kılap" ta geçirdik.
sonrasında o arkadaşların evinde sabahladık.bir tabaktan spagetti yedik.iğrenç olduğu kadar eğlenceliydi.
guitar hero bulamasak da evde,hakikisini çalanları dinledik.
zaman ilerledikçe saçalrım daha da yağlanıyordu,engel olamıyordum.
hatta bir güvenlik görevlisi gaflete düşüp ,saçalrımın peruk olup olmadığını sordu.
çok güldüm.
bu akşam da aynı kokteylin ikinci gününde aynı açıkgözlülüğü edip gittik fakat koca bir nah bulduk.
takım elbiseli aç insanlar her şeyi yemişti.
şöyle düşündüm.
ne kadar zengin, yüksek mertebede insanlar olsa da onlar da aç.evet.
dlskfjkldfs.
2 tane gacı'dan canlı müzikler dinledim.sarı giysi olan çok güzeldi.
bir ara mekdanılds da mekçikın yedim.,ronald mcdonald la sarmaş dolaş fotoraflar çekildim.
öf ne kadar uzadı bu yazı.
gerisini böyle zihninizde üretin bir şey demiycem.
eks oğ.

18 Kasım 2008 Salı

I'm siiingin' in the rain



aylardır beklediğim manzara bu sabah karşımdaydı. hava yağmurlu,ve bir o kadar da sisliydi. devağsa montumdan ve yün atkımı giymekten çekinmeyerek dolaşabilirdim ortalıkta. öyle de yaptım. ayrıca açıkbüfe,fiyatları da uygun bir yemek yeri keşfettim kampüste,gözümün önünde de biryermiş.oradan yedim yemek.

sigarayı azaltma uygulamasını başlatmak için de mükemmel bir gün olacağını düşündüm. bu hafta günde 3 sigara bebekler. 2 hakkını kullandı maryo,kaldı 1. onu da gece sisli havada dışarı çıkıp,yalnız başıma kullanmayı düşünüyorum. çok kuğl.

hava değişimi duygularımda da gözel değişimler yaşayıtor.
yatağımda,neskafem,leptapım ve masaüstü arkaplanım ile huzurluyum şu an.

17 Kasım 2008 Pazartesi

temel

akşam tazmanya canavarlı eşofmanım ve devasa montumu giyip şoka alışverişe gittim.
temel gıda ihtiyaçlarımı karşılamak amaçlı.
ve aldığım şeyler:
portakallı gofret,kek,karamelli neskafe,çokodamla,layt süt,kellogs ve winston baks.
hepsi birbirinden temel.

bir de, mavi,üzerinde arabalar olan,bir de uçaklar olan donumu çok seviyorum.
anne almıştı.
alt taraflarımda bir hastalıktan ölür gidersem nedeni bu baksır dondur.
ne iğrencim lan.
ne garip bir yazı oldu bu.

14.01.09 edit:garip bir anlatım bozukluğu varmış bu yazıda.arabalar olan bir de uçaklar olan donum yazmışım ya,ikisi de aynı donun üzerinde onların,tek bir baksır o yani.lütfen.
emeğe saygı artı rep

I'm a big big mac


akşam anlık bir kararla ellerimiz otostop pozisyonunu aldı ve kendimizi kızılayda bulduk blog, limonlu bira ve big mac menü üst üste harika oluyor

.
ps:yeter artık,saçlarımı kestirmeliyim. gecenin köründe, yeşil ışığın son saniyelerinde ,karşıdan karşıya geçmek için koşarken, "goşmayın gızlar" diye tepki alınca insan,girişesi geliyor,gerçekten geliyor.

16 Kasım 2008 Pazar

rummeyt

3 saate yakın bir süredir sezginin banyoyu terketmesini bekliyorum.
çok sıkıldım.
yüzümü yıkamam gerek,belki duş almalıyım.
daha yemek yemeye gideceğum.
sezgini hiç sevmiyorum,
hiç.

14 Kasım 2008 Cuma

sevgili kahve otomatı

seni çok seviyorum biliyorsun.
bana senden daha ucuza espresso veren birisi daha yok.
kütüphaneye uğramamın temel nedenisin.
ama bana bugün yaptığın adiliği unutur muyum bilmem.
yarısı boştu resmen bardağın.
cahilliğine veriyorum.
olabilir.tanımıyorsun beni daha.
öğreneceksin zamanla.
kızmadım merak etme.

düzeltme-14 kasım cuma saat 23:51 :

beni affedebilecekmisin bilmiyorum kahve otomatı,
bugün öğrendim ki espresso,sert aroması dolayısıyla az miktarda servis edilirmiş.
hata bendeymiş."cahilliğime ver."
çok utandım.

13 Kasım 2008 Perşembe

hahaha

az önce yarınki advanced writing and reading dersim için,geçen haftaki ses kayıtlarımızın transkriptini çıkarıyordum.
ve bir kez daha farkettim ki,korkunç bir gülüşüm var.
katlanılamaz.
herhangi benzetme yapamıyorum.
can çekişen bir fil olabilir belki.
ya da nefes borusuna para kaçmış bir çocuk.

12 Kasım 2008 Çarşamba

yağmır


uyandığımda,havayı kapalı görünce mutlu olmuştum.
sonunda yağmur yağacak diye düşündüm.
tüm gün bekledim.
yağmur falan yağmadı.
buraya geleli yaklaşık 3 ay oldu ve hayır,bir damla yağmur görmedim.
üstelik sonbahardayız.
trajikomik.
evet bu kelimeyi de kullandım.

11 Kasım 2008 Salı

artartart

akşam yemekte,paulina,amber bir de bir kız daha vardı,bizimleydiler.
paulina yemekte,sınırlı ingilizcesiyle,
çizim ve fotoraflarımı gördüğünü,neden sanatla ilgili bir bölümde olmadığımı sordu.
çok farklı bir stilin var ve polonyada insanların aradığı bu,sizde de öyle değil mi dedi.
değil dedim.
yeter bunu sormasın artık kimse bana kaldıramaz hale geldim._.

10 Kasım 2008 Pazartesi

seni gidi bücür cadı seniiii


limewire'da bücür cadı yazıp arattım.
tek çıkan şey
bücür cadı sexy girl shakin orgazm during.. diye devam eden bir dosya.
halbuki istediğim bücür cadı pornosu değildi..
üzüldüm.
ondan geriye kalan tek şey bu küçük resim.
bücür cadı bir klasikti.
her sabah dişlerimi sıkarak,sinir ile izler,ama yine izlerdim.
her gece öldürme planları hazırlardım zeliş için,şehriye hanım için,abas ağabey için.
burnunu kırmak isterdim zelişin mesela.
ama izlerdim.

bücür cadı zelişin anısına,jenerik şarkısından aklımda kalanları yazarak son veriyorum yazıma;

bücür cadı,bücür cadı,sevgi dolu bücür cadı,
kötülerin düşmanı o,iyilerle dost bücür cadı,
dizimizde neler mi var?
gırgır var şamata var,
dizimizde neler mi var?
yok,yok,ne ararsan var!

lan bücür cadı sülaleni seveyim sinirlendim yine.

ayrınıtılı bilgi için:
http://www.uludagsozluk.com/k/bucur-cadi/
http://sozluk.sourtimes.org/bucur cadi

9 Kasım 2008 Pazar

yılgız

az önce bir tane yıldız gördüm.
nasıl parlıyordu.
renk değiştiriyordu durmadan.
hayır helikopter falan da değildi yıldızdı.
orada neler oluyor merak ettim.


ps:bu saatte insanlar koşuya çıkmışlar,gereksiz.alsınlar çizburgerlerini otursunlar odalarında.

düzeltme 1:ne salak bir yazı bu lan,yüzüne tüküreyim bu sayfanın.(10.11.08)

8 Kasım 2008 Cumartesi

anangille nasıl tanıştım




kendime

saat 17.13 ,
ve yeni uyandım sayılır,uyandığımda havayı karanlık görmek çok sinir bozucu.
hocanın istediği müzeye de gidemedim doğal olarak.
keşke dün sabahlamasaydım.
zaten bir gram da eğlenmedim.
duş almak veya çıkıp bir sigara içmek konusunda kararsızım.
bugün seni sevmedim melih.

ps:bu hafta 14 haftalık yarı dönemin 7. haftasındaymışız.
çok çabuk geçmiş,ve işin kötüsü vizeler bana annem kadar yakınken,hala tek bir kitap alamadım elime.
resim kursuna da hala yazılmadım.
sadece gezmek,aylak aylak dolaşmak,eğlenmeye çalışmak la harcadım sanırım bu zamanı.
sinirliyim kendime.

sebabsebah

bugün için neler yazabilirim.(yazmak zorundaymışım gibi)
speaking dersinde oryantasyon yapıldı nihayet.
akşam 8de 20 kişilik bir gruba dahil olarak matmazel julie isimli bir tiyatro oyununa gittim.
fena değildi.
alinin tavsiyesiyle ara sokakta 3 metrekarelik bir pizzacıya gittik.
kafilemizi gören pizzacı çalışanlarının yüzlerindeki mutlu gülümseme komikti.hayatlarında ilk defa bu kadar müşteriyi bir arada görmüş olmalılar.neredeyse anahtarı bize teslim edip çıkacaklardı dükkandan.
gece kampüste takıldık,takılmaktayız,hendriki de çağırdık,
bu yazıyı kütüphaneden yazıyorum hatta,sabahlayacağız burda.
saatlerdir ingilizce muhabbet var,sıkıldım.gerçekten sıkıldım.

ps:kahve otomatını kullanabildim,çikolatalı kapuçino aldım.

7 Kasım 2008 Cuma

lilili

garip bir gündü.
oda arkadaşımla saçma sorunlardan dolayı ciddi tartışmalar yaşadım.
izmit 24 kasım anadolu lisesinden gelen öğrencilere okulu gezdirdik,dönerlerken üzüldüm nedense.
akşam bir alışveriş merkezine gittik sinema için ama seanslar uymadı.
girdiğim onlarca ebesinin namı fiyatlarında mağazadan sonra jack and jones dan bir tişört alarak gururumu kurtardım.
davidoff ve latte aldım.
çok fazla üşüdüm.
ve durmadan uyuz bir ses tonuyla "whaat is your opinion melih*" diyen hocama en sonunda;
"my brain is frozen.and so is my butt" dedim.

düzeltme 1:oda arkadaşıma kazıklar,dildolar:) (10.11.08)

6 Kasım 2008 Perşembe

ardından

evet,birkaç saat önce yazdığım bir önceki yazımı okuduysanız sayın hiç ve her bir şeylerim,
bunu da okuyun.

öncelikle;20 dakika geçirdim kütüphanede,kalem tutmayı bile unutmuşum,çalışmak ne kelime!
üstelik kahve otomatı bozuktu şansıma..

ben de bir kaç saat bir kafede takıldıktan sonra başka bir arkadaşım kampüste bir yere çağırdı.
yeni bir grupla daha da tanışmış oldum.
daha da önemlisi erasmus öğrencilerini keşfe devam ediyorum.
ambre ve paolina adlı iki yeni arkadaşım oldu.(yey)
içtiğimiz çok azıcık şarabın da etkisiyle bütün gece tek ilgilendiğim ikisi oldu.
fotoraflar çekildik.
fransa da dudaktan öpüşmek arkadaşalr için normal şeylermiş (kaşlar yukarıı,hımhımhımm)
ambre çok şaşırıyomuş el sıkışıldığında.bende o zaman her görüştüğümüze en azından yanaklarından öpücük alabilirim diyerek türk abazanlığının sonuna vardım.
rahatsız olmadı.
paolinaya türkçe öğrettim.
sen nasılsın deme,naber de dedim.böyle türkçeyi katlederim ben.
bir de bana gecenin sonunda,hiç türke benzemediğimi,hatta fransada veya polonyada raslasalar düşünecekleri en son şeyin bir türk olmam olacağını söylediler.
ne bozuk bir cümle oldu bu.
nedenini sordum ,bilmiyorum dedi,bende iyi mi kötü mü dedim,onu da bilmediklerini söylediler.
yann da bizimleydi.çocuğun laptopuna harmandalına kadar şarkı yüklediler.
bu kadar.
yeni insanlarla tanışmayı sever,yeni ve farklı kültürlerden insanlarla tanışmaya bayılır oldum ey bebekler.

5 Kasım 2008 Çarşamba

sayın hiçbir şey ve her bir şeylerim

bu yazımı size,kepekli tortillo arası piliç jambonum ve kremalı mantar çorbamla birlikte yazıyorum.
selamları var.
bugün ders çalışmaya başlayaccağıma söz verdim.
hatta akşam kütüphaneye gideceğim.
itiraf ediyorum kütüphanede beni cezbeden tek şey kahve otomatları.
her zaman kullanmak istemişimdir.

yarın ilk çamaşır yıkama deneyimim olacak.
hemen heyecanlanmayın,ben değil makine yıkayacak.

eks oğ eks oğ,
fakin boi

ps:odama geldiğimden beri ;ağlama akyuvarım grip olağğmam gibi sözleri olan supersonik şarkılar söylüyorum.

4 Kasım 2008 Salı

cici şeker

bugün kampüste bir kız bir diğerine "kendine cici bakk" dedi.
yüzüne tüküre tüküre güldüm.

2 Kasım 2008 Pazar

qwe


bir burger olsam tavuklu çizburger olurdum.
ben uydurdum ama eminim tadı çok güzel olurdu.

p.s:bugün dolce & gabbana nın eşcinsel bir çift olduğunu öğrendim.

tudey iz dı dey

bugün türkçe yazılı anlatım hocamızın bize verdiği görevi yerine getirmek üzere rahmi koç müzesi ve ankara kalesini görmeye gittik sınıftan bir topluluk olarak.
ulusta biryerlerdeydi.
ne kadar çok merdiven çıktığımı hatırlamıyorum.
hocaya ne kadar saydırdığımı da hatırlamıyorum.
fakat gerçek şu ki müze şu ana kadar gezdiğim müzeler arasında en iyisiydi.
özellikle eski oyuncaklara ve pikaplara hayran kaldım.
fakat müzenin bulunduğu semt çok garipti.başka bir ülke gibiydi,dar sokakları ve başka bir dil konuşan çocuklarıyla,görüntü venedik,kültür fas dolaylarında geziniyordu ahahah.
daha sonra kızılayda başka arkadaşlarla takıldık.güzel müzikleri,uygun fiyatta içkileri olan yerler keşfettik.
7si bir milyona simit aldık,5i bir milyona halley aldık.1 milyonun cazibesine kapılmamak elde değil.
latino club diye biryerde dans gecesi varmış,oraya gittik fakat iptal edilmiş.
akşam 10 gibi kampüse döndük, buradan arkadaşlarla takıldım.
yann adında rus bir çocukla tanıştım.türkoloji okuyormuş.
güzel gündü.
yarın pazar.öğlene kadar uyumayı düşünüyorm.
ayaklarımı hissetmiyorum.


ha bir de:sabah kale'nin orada bir sürü birşeyler satan teyzeler vardı,durmadan gençler tespik alırmısınız? diye bağırınıyolardı.
dayanamayıp gençler para sıçıyor değil mi dedim.
sonra üzüldüm öyle dediğime.

1 Kasım 2008 Cumartesi

living the horror movie scenes


mutluyum bugün,çok eğlendim.
üstelik çizburger yedim dahası mı var.
akşam sosyal yaşam merkezi olan city nin üst kattaydık.
hendrik diye bir çocukla tanıştık ondan bahsedicem.
alman kendisi,21 yaşında,hacettepede uluslararası ilişkiler okuyor.
ağustosta gelmiş ve bu kadar şirin türkçe konuşmaya çabalayan bir insan görmedim.
bizleri çok sevmiş herkes çok sıcak diyor.
iki jengayı birleştirip oyun oynadık.
hiphop dansları biel yaptık beraber ahahah.
çok sevdim hendriki,herkes sevdi.

gece de o efsane mekan yeşil vadiye gitme işlerine dalaştık.
anlatmakla bitmez,
sıfır ışık.evet sıfır.sadece telefon ışıkları,
bildiğiniz koskocaaa bir ormanın ortası.15 kişi,sessiz olmak zorundayız çünkü etrafta tilkiler var.
geçmemiz gereken yarısı kırılmış bir köprü,
ve tek muhabbetimiz korku filmleri,cinler vb.
saat 2 ye zor yetiştim bloka.
ama sonuç olarak çok eğlendim.
yarın erken kalkmalıyım.hocanın istediği müzelere gidecekmişiz._.


ps:fotoda ben yokum arama bebeks.ben çektim sadece.

31 Ekim 2008 Cuma

SOS


neden erkek kuaförlerine gelen insanlar-erkek kuaförü ne ya,berber işte-,berberlerin geyşa özelliklerini taşımasını isterlerki.
berberler saç kestirmek içindir.
masaj yapmak,yüzünüzü okşamak,sizi uykuya hazırlamak için falan değil.
kestir saçını mı artık sakalını mı kalk git be adam.
bekletiyorsun insanları da.
berbere gitmekten küçüklüğümden beri nefret ediyorum.
en son 1 sene önce gittim sanırım.malum liseli bir bebektim o zamanlar.otorite vardı.(yerim o otoriteyi).
ama şuan aynaya baktığımda farkediyorumki saçlarıma bi şekil verdirtmenin zamanı çoktan gelmiş de geçiyor bile.
gerginim.stresliyim.
her seferinde berber kapılarından geri dönüyorum.
SOS

30 Ekim 2008 Perşembe

yaz

bu yaz için planlarım arasına türkiye'yi bir türlü sığdıramıyorum.
bu yaz bilmediğim biryerlerde olmalıyım.
neyse çok erken bunları düşünmek için..

kampis

sabah 9'dan beri speaking hocamızın nerede olduğunu bulma çabasındayım-ız.
email yoluyla bugün telafi dersleri yapacağımızı haber vermiş.
ama ortalıkta yok.saat 3'e kadar bu kargaşayla geçti gün.geldi gelecek diye orada burada takılmakla.
daha sonrada rusça derslerine katılmak için adını bilmediğimiz kırgız rus dili öğretmenini aradık.
başarısız.
bu esnada da sınıftakilerle kaynaşmanın dalağını yardırdık.
(bu sayede bu fireyzi de kullanmış oldum ilk defa,dalağını yardırmak)
bir haftaya gurup seks olaylarına gireceğimizden korkuyorum.
yorgunum.

ps:şimdi farkettim bugün 30 ekim ve bloga bu ay otuz ayrı yazı yazmışım.
iyice günlük niyetine kullanmaya başladım bu platformu.(platform heyt)

29 Ekim 2008 Çarşamba

seyahat günlükleri bilmem kaç

bitmek bilmeyen bir otobüs yolculuğuydu.
dörtbuçuk saat boyunca teletabilerden fırlamış o küçük,aptal kız,yer yer neşe içinde çığlıklar attı,bazen anıra anıra ağladı,ama hayır,hiç susmadı.
otuzlu yaşlara yakın bir kadın yanıma gelip çizdiğim resime baktı,seni izliyordum saatlerdir dedi.korktum.
güzel sanatlarda okuyup okumadığımı sordu.yabancı dil okuduğumu öğrenince şaşırıp üzüldü.
sonra üniversitenin ismini duyunca vazgeçti,iyi yere kapak atmışsın,zeki olmalısın dedi.
ama yine de ait olduğun yer değil gibi gözüküyor dedi.
yine sinirlendim ama gülümseyerek sessiz kaldım.

metrodaki insanların yüzlerini incelemekten,ve metro kalkarken çıkan o melodik sesten çok zevk alıyorum.

ha bir de;şu alaturka tuvaletlere çömelme halinde oturup dinlendiğini sanan insanlara anlam veremiyorum.
ayakta durmaktan bile daha işkence veren birşey.bir de o pozisyonda sigara içme çabaları var o insanların,
tebrik etmemek elde değil.
bitti.

bugün

bu akşam ankaraya dönüyorum.
her seferinde biraz daha kolay oluyor.
dün gece semihle bana soya soslu spagetti yaptım.
çopsitiklerle yedik ahah.
ariel's beginning i izledik beraber.
küçüklüğümüzü hatırladım,ariel'a ne kadar aşık olduğumuzu.
semih her zaman daha güzel çizerdi ariel ı ben beceremezdim.

bir de anneannemlerde,annemin nikah vidyosunu izledim.
giysiler çok komikti.
bir de semih babama çok benziyor onu farkettim.
böyle.

28 Ekim 2008 Salı

ne

hüüznüüğm bile yoooğrgun,
ağaaah.
l l
ol ol
(nota işareti bu.öyle algılayın.algılamazsanızda banan.e)

27 Ekim 2008 Pazartesi

delisindelisin

insanlar kendi aralarında bire ayrılır.
insanlar.
onları asla anlayamayacaksınız.
ağlayalım hep beraber.
hehehe

nediyorsun a çebi

aslında bir sen varsın bir de ben blog.
hepimiz teletabiler gibi yaşayabilsek ya.

anlattıklarımı anlayabilecek birileri olsa keşke.
merhaba ben 13 yaşında ergenlik bunalımına girmiş "hopeless romantic,overdramatic" bir yağız delikanlıyım;
asl?

22 Ekim 2008 Çarşamba

yami


işte buna öleyirum!

21 Ekim 2008 Salı

aynadaki öteki yüzüne de..


"aynadaki diğer yüzüm" konseptinin modası geçti.
çekmeyin böyle fotoraflar artık bebekler.
yeni moda vintaj arkaplanlar.

20 Ekim 2008 Pazartesi

.

az önce de dedim.
bazen aklımdan geçiyor;
kimseyi tanımadığım,ihtiyaçlarımı karşılayabilecek kadar dilini bildiğim bir ülkeye gitmek,
orada yaşamak.
resim çizerek para kazanmak.
güzel hissettiriyor bunları düşünmek.


ne işim var burada diyorum o zamanlar.
uzun hikaye bunlar.girersem ne ben çıkarım ne siz.

yemekyemeğk

bugün kimin yaptığını bildiğim,gerçek yemekler yediğim için mutluyum.
ne demekse.
sabah gizem kahvaltı hazırladı.uzun süre üstüne kahvaltı yaptım ilk defa.eskişehiri saymazsak.
ya da mısır gevreklerini.
omlet bile vardı,domates,peynir,zeytin,reçel,neskafe..
şaşırmıyorsunuz ama bana ilginç gelen bir öğün bu artık.
mutfakta sarma yapan bir kız vardı onunla tanıştık.
baya muhabbet ettik.
tüm gün tam anlamıyla pazar tembelliği yaptık.
big bang theory i izledik.cnbce de bir dizi.
the king of queens,simpsons..zaman geçti akşam oldu.
şok'a gidip spagetti,soya sosu,ice tea,çiğköfte,bir de winston aldık.
yol üstünde penne' e uğrayıp elma dilim patates yaptırdık paket.
sonra hepsini hazırlayıp yedik.doyduk.
akşam 10 gibi kafeye gittik.
tv açıktı.ama oturduğumuz açıdan göremiyorduk.
christina aguilera beautiful u söylüyordu.
sonra şarkı bitti ve,kutumda küçük var büyük var muhabbetleri başladı..
heralde kanalı değiştirdiler dedim.
fakat ingilizce konuşmalar geçiyordu araya.
kalkıp tv yi görebileceğimiz bir masaya gittik.
oymaygad!
christina aguilera varmısın yokmusun da yarışıyordu._.
çok şaşırdım.
acuna küfür ettim ne paralar kazanıyor ki getirmiş bu kadını buraya diye.
bu kadar.

19 Ekim 2008 Pazar

ağaçlar

kampüse geldiğimden beri sonbaharda ağaçların hangi renklere bürünebileceğini öğrendim.
hepsi çok güzel.gözlerimi alamıyorum.
hatta bir tanesine mordo ağaç diyorum.yaprakları ne mor ne bordo,değişik.

dirink it ap

bugün saat bir buçukta odaya gelen temizlikçi teyze yüzünden uyandım,duş aldım ,oda dışına diğerleri gibi dümdüz git de demedim.
sonra ankamall e geldim.
tanrığ.devasa bir yer.yemek yerlerini bulana kadar bile bayılabilirdim.
ve yemek yerlerine ulaştım.
ikinci kez tanrığ. çıkıp bir sigara içtim.
kellogs yedim.tabağı yıkamadım.
sonra 2 saat ego otobüsü sırası bekledim.
sonunda geldi,demirtepede inip kızılaya gittim.oradan da metroya bindim.
metroda bir amca bana bu metro nereye gider evladım,aştiden geçmezmi diye sordu.
ben de ayrıntılarıyla nasıl gideceğini anlattım.
evet!ankarada ilk yer tarifimi yaptım!üstelik
aradığım her restoran!
mcdonalds ı burger kingi hatta kfc yi bile geçtim ama..
ama..
ARBY'S!!!!!
gözlerim yuvalarından fırladı.hey türkiyede arby's olduğundan haberim bile yoktu hak verin.
tuğçeleri buldum,onlar kfc den bi menü adılar ve ben de gidiip arbys den chicken roast deluxe menü aldım.patates kızartmasını curly fries ile değiştirdim.
o da patates ama böyle kıvrık şekli,yay gibi.
ve büyük boy yaptım.
kartımdan on yetale gitti.
ayı gibi yedim.
sonra o devasa yeri gezmeye çalıştık .
beceremedik.
en sonunda hayatımda ilk kez 5 m'li bir migrosa girdim ahahah.
8 li bira ve patlamış mısır aldık.
viski alır gibi yapıp sonra reyona geri bıraktık.
dönüş yolunda otobüsümüz cıvıl cıvıldı.
cıvıl cıvıl dan kastım iyi bir şey değil.camlara yapıştık kalabalıktan.
kampüste 8 artu 2 birayı içtik.patlamış mısırlar bitmek bilmedi.
sonra city e gittik.
bir grup şarkı söyleyip müzik yapıyordu onları dinledim. harikaydılar
sonra şarkılarının devamını yıldız amfide söylemeye karar verdiler.
malum akustik..
arkalarınan biz de gittik.
koca amfide heryer karanlık,sadece bir sınıftan müzik ssleri geliyor.bulmamız zor olmadı yani..
harika bir ortamdı..
akustik gitar çalıp şarkı söyleyen bir kız,klasik gitar çalan bi çocuk,yanflütlü bi çocuk(kıskandım), bir de bağlama çalan bir çocuk.
kızın ssei büyüledi resmen beni.
hiç bilmediğim şarkılar söylese de.
olabildiğince eşlik etmeye çalıştım.
gece 1 gibi yine city e geçtik.tanıdık 5-10 kişi vardı yanlarına gittik ve
ahahah
eğlence olacak ya music kutusu var orada bir tane
50 ykr ile çalışır.
açtığımız müzikler.
gökhan özen-vahvah
ismail yk-bas gaza
hadise-deli oğlan
lara-katmerkatmer

bütün kafe bize kahkahalar attıktan sonra herkes terketti mekanı.
ahahah,eğlendim.
odama gitmedim gizemin odaya geldim.
içmeye devam ettik.
2 film izledik.
şimdi uyuyolar,güzel gündü,
yazmadan uyumak istemedim.

ps:başka bir klavyeye alışık değilim.dolu yazım hatası yaptım biliyorum bir ara düzeltirim.
edit:düzeltilmiştir bebekler.

17 Ekim 2008 Cuma

just maybe

One day I'll turn around - I'll see your hand reach out
I'm only fooling myself, yeah, yeah, yeah, - But maybe when you smile
It means you'd stay awhile - Just maybe yeah you'd save me now

kate voegele-only fooling myself

alışveriş

izmitten getirdiğim fıstık ezmesi dün gece bitti.
ben de buzdolabıma bir şeyler almanın zamanı geldiğini düşündüm ve bilgisayar dersinden sonra şok'a gittim.
bir kutu ice tea şeftali,portakallı gofret,yağsız süt,muzlu kek,karamelli nescafe,etsiz çiğ köfte aldım.
fıstık ezmesi bulamadım.

zıpla



bugün ingilizce bağlamsal dil bilgisi dersinde ne de konuştum,aferin bana.
gece bolca zıplamalı fotoraflar çektik,ahali olarak.
bilardo oynayanların fotoraflarını çektim,beğendim.
tayfunu sonunda tavlada yendim,hemde 5-2.
bir de tuğçe malum ilk fransızca dersine girdiği için bütün gün fransızca öğretti bize de:

je m'apelle melih,
je suis etudant
comment ça va?

çin yemeğini özledim,yemeksepetinden ankaradaki çin restoranlarına baktım ama noodle pahalı biröz.üzülüyorum.

16 Ekim 2008 Perşembe

bulut

bu aralar tanımadığım insanların yazdıklarına bakınıyorum bir işim yokken.
herkesin sayfasının girişinde bulutlu bir gökyüzü manzarası.
orijinalliğini kaybetti sanki.
olmadı şimdi.


ps:schweppes in kısa filmlerine bayıldım.

www.schhh.com.tr

şşşşşşşşşşşşşşşşh...

15 Ekim 2008 Çarşamba

paluk

uzun süredir balık yeme fırsatım olmamıştı.
kafeterya girişindeki günün yemek listesinde mezgit filetoyu görünce gözlerimde küçük kalpler oluştu.
öyle.
-"goy onu bagaym ha burayy" dedum ha o aşçiya.

balloons for babies,sinonim=bebelere balon


ünü uzun süren insanların çocuklukları da uzun sürmüştür.
Buna benzer bir söz söyledi geçen bir öğretmen.
hatırlamaya çalışıyorum aklıma gelmiyor.
çok sevmiştim.

yetişkin olmaktan korkmakla ilgili birşeyler yazmıştım buralara bir aralar.
bunun psikolojik bir rahatsızlık olduğunu,hatta "peter pan syndrome" gibi de bir ismi olduğunu öğrendim.
endişeleniyorum.
leheheh

http://wiki.answers.com/Q/What_causes_Peter_Pan_syndrome

enadır dey enadır sıtori

aynı insanlarla hem geyik yapabilmek,hem de kültür alışverişinde bulunabilmek(vöh lafa bak,kültür alışverişi ahahah,öyleydi ama) mükemmel birşey.
akşam city de yine birileriyle takıldık,yeni birileriyle tanıştım.
bi ara işte çocukların bildiği bir yer varmış gizli,yeşil vadi diye,içecek bişeyler aldık başladık oraya gitmeye. bir yandan yağmur yağıyor,ve gittiğimiz yer allahın terkettiği bi orman,ayı,tilki ne ararsan bulabilirsin iddaa ediyorum.
bir tane ışık yok,klasik amerikan gençlik korku filmlerinde gibiydik.çılgın,sevişgen gençliğin ıssız alanda analarının bellendiği cinsten.hani ilk gözlüklüler ölür..
sonra zaten o ıssız alanda nerden çıktıysa bir bekçi fırladı tutanak tutturcam bu alana girmek yasak falan diye,aynı yoldan geri kaçtık.
çekirdeklerimiz,kola ve cipsimizle gerisin geri döndük oturduk bir yere.
eğlenip gülerken muhabbet,filmlerden,kitaplardan,siyasete kadar gitti.
türkiyenin diğer ülkeler arasındaki yeri hakkında bile nasıl hararetli bir konuşma oldu düşünün.
herkesin anlatacak ne kadar çok şeyi,ne kadar çok bilgi birikimi varmış.çok hoşuma gitti.
farklı farklı da insanlar.yurtdışı deneyimlerinden bahsetti,kıskanmadım değil.
üniversite böyle bişi olsa gerek,boş insanlar minimum seviyede.
tavlada 2 kişi yenip 2 kişiye yenildim.
ingiliz dili ve edebiyatından bir kızla tanıştım.adı filiz.
başka başka.
akşam yemeği güzeldi.
bı gadar.

14 Ekim 2008 Salı

alışmayaçalışmak

hayat devam etmekte.
hem de almış başını gidiyor.
gidenler için üzülmekte,
gelenler için sevinmekteyim.
onlar da benim gibi düşünüyor mudur acaba?

ps:izleniyorum.boktan bi his,
hatta hep size bebekler diye seslenirim ya bebekler.onu bile taklit edeni gördüm.ilginçiz.

13 Ekim 2008 Pazartesi

birkaç saat içinde

akşam yemekten sonra biraz çimlerin o taraflarda takılalım demiştik.
yaklaşık 10 kişiyle tanıştım sanırım.
isim hatırlamaya çalışırsam;tayfun(ne dese güldüm heralde),ali(allah vergisi bir burnu olan),bahtiyar,bir ali daha,alamancı ali(çok güzel frankfurt diyor),ezgi(nım nımnım),barış..bu kadarını hatırlayabildim.
city denen yer 2 ye kadar açıkmış bunu öğrenip mutlu oldum.city dememeliyim.çarşı.
şu tabu nun en son çıkanının adı neydi,onu oynadık.
çizimle ilgili bölümlerde ben anlattım,tahmin etmiyorlardı iyi çizebileceğimi sanırım çok şaşırdılar ahah.
ödevlerim var.writing de yaptığımız tartışmayı ses kaydına almıştım,hala transcription ını çıkarmadım.neyse yarın geç saatte dersim, hallederim artık.
selenin bloguna baktım,sanırım net işini halletmiş,yani umarım öyledir,özledim.
bitti.

eskişeher günlüğü

uzun olacaktır dikkatlere.
hatta "it would be long yeah" as beatles said.

cuma akşamı speaking dersinden çıktıktan sonra,odama yollandım hiçbir yere sapmadan.duş aldım hazırlandım,akşam dokuza doğru odamdan çıktım.ego otobüslerinden birine bindim.etrafımdaki farklı farklı tiplerle kesiştim.otobüsten demirtepe de indim ve kızılay metrosuna bindim.
metro'nun kalkış sesi çok güzel,yapmak isterdim ama mümkün olmuyor buradan.
kızılayda gizemle buluştum,yanında tuğçe de gelmiş.
leman kültür denen cafe&bar tarzı bir yere gittik.gizem acıkmış.
bende elma dilim patates aldım ve duvarlardaki karikatürlerin keyfini çıkarttım.
saat on gibi oradan çıktık,sakarya caddesiydi sanırım, bir köşede adını bilmediğim ama çok güzel ses çıkaran bir enstrüman çalıyordu adamın teki.onu dinledim.
sonra maltepe metrosuna binip gar'a yollandık.
fatih ekspresini bulup yerleştik.
istikamet ankara-eskişehir.
yolda arkamızdaki garip şiveli teyzeyle eğlendik,uyuyuşunu izledik.
muavinin başını duyup sonunu dinleyemediğimiz anonslarına kulak asmayı denedik.olmadı.
saat gece iki buçuk vardı eskişehire vardığımızda.büşrayı gördük sarıldık.ömer diye bir çocuk vardı yanında onunla tanıştık.sonra da yürüye yürüye büşi'nin evine yol aldık.
eskişehire özel tabelalar dikkatimi çekti.(bkz:espark,esgaz,esmar,esköfte vb)
önünde iki korkunç palyaço maketi olan bir lunaparkın,mapus büyüklüğünde bir barın,ve anadolu üniversitesinin önünden geçtiğimizi hatırlıyorum.
büşraların evinde,ev arkadaşı cansu ve erkek arkadaşı turgutla tanıştık.
çok yorgunduk,ama yatmadık,sabah 6 ya kadar konuştuk bişeyler yedik.
sonra sızdık.
ertesi gün çok güzel bir kahvaltı hazırladılar bize.balkonda yedik.sonra eskişehiri keşfe çıktık.
eskişehir çok güzel bir yer.ana ulaşım tramvayla sağlanıyor sanırım.çok eğlenceli.ama heryere yürüyerek gidilebilecek kadar da küçük sayılır.
fakat ne kadar küçükse o kadar her şeyi içine sığdırmış bu şehir.çok güzel kafeler.değişik yemekler olan restoranlar,mağazalar falan vardı.nedense istiklali hatırlattı caddeleri.
anadolu üniversitesini gezdim çok beğendim,yatay geçiş bile düşündüm blog.
bir çin restoranında "noodle" denen bir şey yedik.
hemide chopsticklerle.yemek yerken bu kadar eğlendiğimi hatırlamıyorum.
üstelik çok da lezzetliydi.
espark denen alışveriş merkezindeki bir oyuncakçı da gözlerimin dolduğunu hissettim.herşeye ağzımın suyu aktı.bir sürü şey almak istedim.sonra pez şekerlerinin 80. yıldönümü için tasarlanmış bir tane özel koleksiyon ürününü buldum.mickey mouse un oldskool versiyonu bir şeydi.daha fazla dayanamazdım cüzdandan kartı çıkartıp trink geçirdim.
sonrağğğ,akşam saat dokuz gibi varuna gezgin denen bir kafeye gittik.
dekorasyonuyla,müziğiyle,her şeyiyle çok beğendim.çilekli sıcak çikolata içtim orada.tavla mavla oynadım.sonra hazal geldi aklıma onu çaığırdık.namus davasına dönüşen bir tabu oynadık ahahah.
gece de içmeye bir şeyler alıp eve geçtik taksiyle.
bizden hemen sonra turgut,halil,murat geldi.ellerinde viski rakı,vodka.
işte tanıştık tanışmadıklarımızla,cips mips aldık,sabahı yaptık.
alkolün de etkisiyle çok komik bi gece oldu,fazla eğlendik.
tabi ertesi sabahı ayılmak çok zor oldu.sanırım 12 de uyanıp saat 4e kadar kalksakmı kalksakmı,evdemi kahvaltı yapsak,dışarıdan mı söylesek,yoksa direk dışarı mı çıksak diye düşündük.en sonunda çıktık dışarı.dayanamadık yine aynı çin restoranına daldık.bu seferde mantarlı noodle aldım.çopsitikler konusunda daha deneyimliydik artık.
akşam bir alışveriş merkezine girdik.ve o an gelmişti..dunkin donuts la ben göz göze gelmiştim.vitrinde renk renk donutlar diziliydi.
aldım mı alamadım.gizem onunla sinemaya gitmedik diye tirip yapıp kaçtığı için peşinden gitmek zorunda kaldık.evet bu konuda yaram var hala.
bir kaç sahaf gezdik.çocuk kitapları çok hoşuma gitti.
başka bir alışveriş merkezinde,mont baktım.sonra zara da beğendim.bir cesaretle yien kartıma dayandım 199,950 ytl yi bastırıp aldım montu.malum ankara soğuk olur.
nasıl bir açlıksa en üst kata yemeğe çıktık yine ahah.
şuana kadar bildiğim her restoran vardı heralde.
pizza hut ve ,kentucky fried chicken arasında gidp geldikten sonra gizem kfc den hot shots aldı.yedi.gizem çok yiyor evet.
gece eve dönerken migrostan kısırlık malzeme ve kola aldık.evde yaptılar yedim ayı gibi yine.
sonra onuru çağırdık.vodka ve schweppes aldık.yummyy.
çok içmedim bu sefer ama yola gideceğim için,önceki günkü gibi olmak istemezdim.
bütün gece takıldıtkan sonra gece 3 buçuktaki trenimzi için dışarı çıktık.uzuun bi yol yürüdükten sonra tren garında ,tren kazası olduğu ve seferlerin iptal olduğunu öğrendik ahahah.
kötüydü.
aynı hızla eve döndük ve derin bir uykuya daldık.
ertesi sabah uyanmak ölümdü.kalktık çarşıya gittik biletleri iade ettik.otobüs bileti aldık.bir yerde kahvaltı ettik.sonra işte tramvayla gara gidip geldik ankaraya.
şu anda odamdayım.yorgunum çok fazla.bugünkü derslerimi kaçırdım tabi.ramo aradaki az önce,tek ders işlenmiş mutlu oldum.
bi de gizem aradı on dakikaya yemeğe yanına gitmeliyim.
evet eskişehir günlüğünden bu kadar blog.
çok eğlenceli bir haftasonu geçirdim.her zaman böyle olmasını dilerim.

9 Ekim 2008 Perşembe

kişiyi sil?

konuşacak bir şey gelmiyor bazen insanın aklına.
geldiği yerden göndermek zamanı geldi de geçiyordu.
benim kadar üzülmeyeceğini bilsem de.
demiştim ya,deneyeyim dedim son bir kez.
belki,belkisi kalmadı işte.
okulumuzdan mezun oldunuz sevgili x tebrikler.

8 Ekim 2008 Çarşamba

theta

bugün girdiğim listening and articulation,türkçe anlamıyla dinleme ve sesleti dersinden seçmeler.
konumuz "theta" diye seslendirilen,gevır arkadaşlarımızın bir çırpıda çıkardığı t ile f arası sesdi.
evet bunun üzerine yaklaşık 3 saat ders işledik.

the birth
the birth of the earth
the birth of the earth in the south
the birth of the earth in the south and the north.

bu da derste benim o an yukarıdan gelen bir cesaretle izin isteyip okuduğum tekerlemeydi.
bunun gibi bir yığın birşeyler yazdık ve seslendirdik.malum sesi çıkarmak çabasıyla tükürlükler ortalıkta uçuyordu.
evde de bu tekerlemeleri ses kaydı yapıp hocaya teslim edecekmişiz.
pöeh.

sanaonabuna

ne bok olursan ol seni özlüyorum.resim de orada duruyor evet.
yine de gereği yok böyle şeylerin.
kırmadan,kırılmadan.böyle bi şarkı var mıydı,yok muydu,neyse öyle.
ha bir de:
sınırsız planların sadece tek başınayken işe yarıyor haberin olsun.
aslında sadece planların değil,herşeyin.
burayı takip edeceğine eminim o yüzden yazıyorum.
en azından bir süre daha.

bugün

evet bugün,
bugün dünün aksine çok güzel bir gündü.
öncelikle girdiğim sözlü ve yazılı anlatım dersinin hocasını çok sevdim
hem korktum hem sevdim,garip bir kadın.
ayrıca hacettepe değil hağğcettepeymiş kızdı o yüzden.
daha dolu şeye kızdı da neyse ahah.
akşam bir açılış yapmak niyetiyle kızılaya gittik.
bir yığın barın isimlerine baktıktan sonra chopin isimli olan ilgimizi çekti girdik.
bildiğin meyhaneydi amcalarıyla.
amacımız birer bira içmekken,saat 10 sularında 7 birayı aşmıştık.
7 birayla birlikte konuşma sınırlarını da aşmıştık ahahah,ne konulara girdik blog.
sonra gizem geldiğğ.
evet ankarada okuyan yevru bebek gizem.
çok mutlu oldum.
o da burada mı oturuyorsunuz deyip bizi black metal çalan biryere götürdü.
müzikler korkunçtu evet.
orada da içtik.
evet bugünün özeti çok içtim.
gece servise giderken kokoreççi bulduk,yedik bir güzel.neffisti.
sonra oda arkadaşım sezgin halimi görünce bana kahve yaptı.
bok gibiydi.ama sezgin iyi çocuk sevdim.
evet bugün bu kadar sevgili blog,daha bir mutluyum.cuma eskişehirdeyiz gizemde geliyor.
bitti.

ps:keşke daha fazla gizem adında arkadaşım olmasa.yetti be blog.

7 Ekim 2008 Salı

değişikşikşik

değişik bi gün.
iyi değil,kötü de değil.
ikisi de birbirinden sıkıcı 2 derse girdim bugün.
öğlen iğrenç yemekler yedim.
çok fazla sigara içtim.
akşam aynı yerlerde takıldım.
odama erken geldim.
netten film izledim.
burası da rutine bağlamaya başlamasın lütfen .
cuma günü eskişehire gitmeyi düşünüyorum,değişiklik iyidir.

ha bi de:daha fazla o sayfada yazanları okumamaya karar verdim.
her gün daha da ortaya çıkıyor neyin ne olduğu,yeterlidir benim için bu kadarı.
konuşmaları geliyor da aklıma,ahahah,çoğk piğs tükürdüğünü yalıyor bazı insanlar.
bitti

3 Ekim 2008 Cuma

kırispi pipıl

the ramadan bairam is officially over.
ahahah ne diyorum lö.
remazan bayramı bugün bitti.
bu bayramı öğlen en az 3 e kadar uyuyup,akşam yemeklerimi mümkün olduğunca geç saatte, real burger king te crispy chicken+onion ring yiyerek geçirdim.
fazla çikolata,şeker yemedim.
hatta şimdi düşündüm de,neredeyse hiç yemedim.
he bide.
bu bayram annemi veya babamı öpmedim.
kırgınlarmış ama,bilmiyorum çok da umrurumda değil,bayram havasında değilim sadece.
topladığım hasılatı etsy.com dan alışveriş yaparak harcamak düşüncesindeyim bez bebekler.
ayrıca bayramda kırgınlar barışırlarmış diye moloz bi laf vardı ya,inanmayın bebekler yok öyle birşey.

2 Ekim 2008 Perşembe

worldwide friendships


normalde internet aracılığıyla arkadaş edinmekten pek hoşlanmam.(hiç edinmedim demiyorum bakın,sadece hoşlanmam bebekler.) fakat konu farklı kültürlerden insanlar olunca işler değişiyor. yabancı kültürlerden insanlarla konuşmak,onlar hakkında birşeyler öğrenmek,şu internet üzerinde yapılabilecek en eğlenceli işlerden biri.(zaten diğerleri de;müthiş insanların yaptığı çalışmalara bakıp ağız sulandırmak,blog yazmak,gugıl sörçing,onlayn şoping vb.) benim de böyle konuşmaktan çok zevk aldığım birkaç arkadaşım var. bunlardan biri de emilia.latvian.letonya mı oluyordu,öyle heralde. niye ondan bahsediyorum,çünkü bugün bana blogunun linkini gönderdi. yazdığı bir yazıda benden bahsetmiş:

Chebi -sweetest boy on earth, and AMAZING ARTIST. He sure has to be here, after all he is always such a sweetheart to me.And I can't deny he is damnn cute. haha AND he proves not all guys from Turkey are sex toursits(I'm sorry? BUUT the most of them I had to meet on streets of Riga are scary, and the ones on msn, oh my GOD, I dont want to see anyones penis on msn :D gossh) -cilvēks kurš pierāda ka visi turki nav sekstūristi, patiesi jauks, un sirsnīgs un mīļs(un skaists, jāa jāa, haha) UN KĀ VIŅŠ ZĪMĒ, psc :D
http://emilia-debilia.uber.com/homepage

hakkınızda güzel sözler duymak iyidir.mutlu oldum ey bebekler.
ayrıca burdan size sesleniyorum seks turisti türk arkadaşlarım.yarattığınız sapık izlenimi tek başıma silemem ya,lütfen sahip çıkın uçkurunuza cıkcıkcık!

-and emilia baby,this is for you. normally i dont say "aww",just because it sounds a little gay but this is the only word I could use in this situation hahaha. and you are one of my cutiest friends that I met on the internet emilia baby:heart: haha and Im happy if I changed the way you look at turkish people,
love you:heart:and now Im gonna send you the link to read this. the little drunk zebra girl.

ps:yukarıdaki resimde onun için çizdiğim birşeydi

1 Ekim 2008 Çarşamba

ye,ye,ye

yemek yemek mükemmel bir şey.
en mükemmel şeylerden hatta.
saat gece 03:38 ve az önce su almak için gittiğim mutfakta çiğ sosis,kahvaltıdan kalan domates dilimleri,yeşil zeytin,krem peynir yedim geldim.şu an bilgisayar başında kırmızı meyveli kellogs yiyorum ve bitince de bisküvi yiyeceğim.
şu an çok mutluyum ama 1 saat sonra delireceğim onu da biliyorum.
yeter artık şişkoluk moda olsun.

30 Eylül 2008 Salı

halloween versus şeker bayramı


saat itibariyle şu an şeker bayramına girmiş bulunmaktayız.
ve yeni farkettim ki bugün başka bir inanışa göre de cadılar bayramıydı.
31 eylülü 1 ekime bağlayan gece,aa yok 31 kasımdı değil mi?
bugün değildi evet.neyse.
cadılar bayramına da veletlik dönemlerimden beri bir özentiliğim olmuştur.
böyle herkes kapılarına içinde mumlar olan balkabağı koysun.
sonra efendime söyliyim herkes öcü modunda dolaşsın.
eğlenceli gözükürdü.
neyse ne var yani!
bende yarın büyüklerimi ellerinden küçüklerimi gözlerinden yalıycam,var mı bundan eğlencelisi!
para verir hem belki birileri.

29 Eylül 2008 Pazartesi

sevgili hiçbirşey

bekliyorsun ama,yazmıycam buraya bugünle ilgili hiçbir şey.
bugün 29 eylül salı 2008 bebekler,saate bakmayın siz ben daha uyumadığım için hala öyle.
çok sıradan bir gündü.

27 Eylül 2008 Cumartesi

whore

http://www.howjsay.com/

her kelimenin pronounce ı var.(okunuşu yani,çok artist oluyor böyle)
ben whore yazıyorum hep,sonra durmadan enter a basıyorum.
remix gibi oluyor
hı-hı-hı-hoğğ-hoğ-hoğ-ho-hoğğr

reklamlar




reklamda geçen dialog
adam:hmmm battaniyeniz çok güzelmiş(bunu kıza götün ne gözel der gibi söylüyor)
kız:bu mu? batmayanine,yumuşacıkine,ohh diye!
adam:niye?çünkü triko diye!

suikast hayalleri kuruyorum şuan ikisine de.

bir de şey var.

gayet bürokratik bir sesle:

JEAN AMERİKANIN ŞALVARIDIR!

ebenin camı:)

25 Eylül 2008 Perşembe

en çok özlediklerim


atari
kreş
power rangers
yüzme kursu
paten
kasetçalar
leblebi tozu
toysrus
furby
tren yolu(bkz:şimdiki yürüyüş yolu,izmit)
şişman teyze
kapıcı kadir amca
mehmetçik ilköğretim okulu
yenidoğan mahallesi
(bkz:90larda çocuk olmak)

ps:bu arada şimdi farkettim lan,sarı rencıra dikkat edin,ne zamandan beri pipisi var lan,
zenci bi kız değilmiydi o,yada japon,ama kızdı eminim,
hatta mahallede kızlar kavga ederdi ben sarı olmam diye.

ps 2:lan bi dakka,şimdi birşey daha farkettim,mavi rencırın pipisi yok!
noluyor lan!

ps 3:evet bu son,neden bunlar hepinize kolum girsin pozunda dizilmişler.

bir türlü uçamayan balon


bu arada, blog sayfam için yaptığım başlık resmine bakıyorum da şimdi, bu zeplin mi denir balon mu denir o araçlara küçüklüğümden beri çok ilgi duymuşumdur. küçükken şu 5 li karper peynir kutularının kenarlarını delip uçan balona bağlardım. içine de sarı tüp kafalı lego çocuklarından koyardım. uçmazdı. sonra çocuğu içinden alırdım yine uçmazdı. en sonunda balona sadece kibrit çöpü bağlayıp uçururdum. sadece onu kaldırabilirdi. o gün bugündür beklentilerimi küçültmeyi öğrendim diye hayat dersine çevirmeyeceğim muhabbeti tabi, fazla hayal kuruyordum ve avanaktım o kadar bebekler.

gudbay

az önce iki insanın farklı şehirlere gitmeden önceki veda görüşmelerinin anlatıldığı bir yazıyı okudum.
hey çok kötü hissettim.
benim öyle yazacak bir hikayem olmasın lütfen.
selen bu hafta bir ara görüşürsek,ağlamayı aklından bile geçirme.biliyorum bu işte ustasın ama.
hayır.
or else,I'll kick your ass duuude.
hahahah.
bu arada,sınıfımda izmirli bir kız var,ve evet tezin doğru,yeşil gözlü ve sarışın.
bez bebek nanadaki küçük kötü kıza benziyor.

23 Eylül 2008 Salı

beybiğadonvanaveystenağdıdey

izmit seyahat otobüsünde wireless ile internete bağlanıyorum.
biri teknolojiyi durdursun!
muavinin selamı var hepinize bebekler.